Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Onlar: “Ateş bize sadece belirli günlerde dokunacak.” diyorlar. Sen de şöyle cevap ver: “Böyle bir şeyin gerçekleşeceğine dair Allah’tan bir söz mü aldınız? Allah sözünden dönmez. Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?
Yahudiler şöyle diyor: “Buzağıya taptığımız kırk günden başka ateşe girmeyeceğiz.” Ey Rasûlüm, bu Yahudi topluluğuna de ki: “Bu sözünüz için Allah’tan bir ahit, bir vaat aldınız mı? Eğer öyleyse delillerinizi gösterin. Allah vaatlerinden dönmez. Yoksa bilmeden ve sınırları aşarak Allah’a batıl şeyler mi atf ediyorsunuz?
Yahudilerin ateşin kendilerine dokunacağı sayılı günler hakkında çeşitli açıklamaları vardır.
Dehhak’ın rivayetine göre, Abdullah b. Abbas, Katade, Süddi, Ebul Âliye, İkrime, Dehhak ve ibn-i Zeyd’e göre, Yahudilerin bahsettiği bu sayılı günler, buzağıya tapma süresi olan kırk gündür. Onların iddiasına göre Allah, onlara kırk gün azap edeceğine dair yemin etmiştir. Bu yemin gerçekleştiğinde, onları cehennemden çıkarıp yerine Muhammed ümmetini koyacaktır. Ayet-i kerime, Yahudilerin bu iddiasını yalanlamaktadır.
Yahudilerin “Buzağıya taptığımız kırk günden başka ateşe girmeyeceğiz.” şeklindeki tefsiri, İbn-i Abbastan rivayet edilmiştir. Said b. Cübeyr ve İkrime’nin İbn-i Abbastan naklettiğine, Mücahide’ye göre ise Yahudiler şöyle demiştir: “Dünyanın ömrü yedi bin yıldır. Biz her yıl sadece bir gün azap çekeceğiz. Böylece toplam azap göreceğimiz gün sayısı yedidir. Ondan sonra azap bitecektir.”
Ayet-i kerime, bu şekilde sınırlarını aşarak sapık ve batıl bir görüşün peşine düşen Yahudilerin, Allah’a karşı bilmedikleri şeyleri atf ettiklerini ve bu hatalarıyla sonuçta cezayı hak ettiklerini bildirir.
Yahudiler, cehennemde sadece sayısı belli olan günler kadar kalacaklarını sürekli tekrarlamışlardır. Hayber’in fethi sırasında, Resûlullah ile aralarında geçen şu konuşmada da bu iddialarını yinelemişlerdir:
Ebû Hureyre (radıyallahü anh) şöyle diyor:
“Hayber’in fethinde Resûlullah’a, içine zehir konmuş bir koyun ikram edildi. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ‘Çevredeki Yahudileri bana getirin.’ dedi. Toplanıp getirildiler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara ‘Size bir şey soracağım. Bu konuda bana doğru cevap vereceğinize söz veriyor musunuz?’ diye sordu. Onlar da ‘Evet ey Ebul Kasım.’ dediler. Resûlullah onlara ‘Babanız kim?’ diye sordu. Onlar ‘Falan’ diye cevap verdiler. Resûlullah ‘Yalan söylediniz. Aslında babanız filandır.’ dedi. Onlar ‘Doğru söyledin, haklısın.’ dediler. Resûlullah ‘Size bir şey daha sorarsam doğru cevap vereceğinize söz verir misiniz?’ dedi. Onlar ‘Evet ey Ebul Kasım, doğru cevap vermeye kararlıyız. Yalan söylesek, babalarımız hakkında yalanımızı da sen bilirsin.’ dediler. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara ‘Cehennemlikler kimler?’ diye sordu. Onlar ‘Biz orada az bir zaman kalacağız, sonra yerimize sizler gireceksiniz.’ dediler. Bunun üzerine Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ‘Kesin sesinizi, orada kalın. Allah’a yemin ki sizin ardınızdan oraya girmeyeceğiz.’ dedi. Resûlullah sözlerine şöyle devam etti: ‘Size bir şey daha sorarsam doğru söyleyeceğinize söz verir misiniz?’ Onlar ‘Evet ey Ebul Kasım.’ dediler. Resûlullah ‘Bu koyuna zehir koydunuz mu?’ diye sordu. Onlar ‘Evet.’ dediler. Resûlullah ‘Sizi buna sevk eden nedir?’ diye sordu. Onlar ‘Dedik ki, eğer yalancı iseniz sizden kurtulmuş oluruz. Şayet Peygamber iseniz zehir size zarar vermez.’ dediler. (Buhari, K. el‑Cizye bab: 7, K. el‑Tıh hab: 55)