Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde de bir perde vardır. Ve onlar için büyük bir azap bulunmaktadır.
Allah onların kalplerini ve işitme duyularını kapatmıştır. Bu mühürlü kalpleri ve kulaklarıyla iman etmeye bir yol bulamazlar. İnkârcılıktan da kurtulamazlar. Gözlerinin üzerinde de bir perde olduğu için bu halleriyle artık doğru yolu göremezler. İşte bunlar, Allah'a itaati terk etmeleri ve farzları yerine getirmemeleri sebebiyle büyük bir azaba düşeceklerdir.
* Eğer "Kalpler nasıl mühürlenir? Çünkü mühürlemek, bazı kapları, zarfları ve kılıfları kapatıp mühürlemektir?" diye sorulacak olursa, cevaben denilir ki: "Kalpler de içlerinde bulunan bilgilerin kapları, kulaklar da işitilen şeylerin kutularıdır. Bu nedenle onların da mühürlendiğini söylemek uygun bir ifadedir. Ancak bunların nasıl mühürleneceği çeşitli şekillerde açıklanmıştır."
A'meş diyor ki: "Mücahid bize elini göstererek şöyle dedi: 'Kalplerin bu yumruk gibi olduğunu söylüyorlardı. Kul bir günah işlediğinde bunlardan biri (parmaklardan biri) kapanır.' Mücahid bunu söylerken serçe parmağını gösterdi. Sonra başka bir parmağını göstererek: 'Kul bir günah işlediğinde o da böyle kapanır.' Başka bir parmağını göstererek yine: 'Kul günah işlediğinde bu da böyle kapanır.' dedi ve böylece bütün parmaklarını kapattı ve devamla şöyle dedi: 'Sonra bu kalbin üzeri bir mühürle mühürlenir.' Hayır, doğrusu onların yaptıkları kalplerini paslandırmıştır. Mutaffifin Suresi, 83/14. ayetinde geçen 'Paslandırmıştır' ifadesinin, bu mühürlenmeyi açıkladığı söylenmiştir."
Abdullah b. Kesir, yine Mücahid'in şunları söylediğini rivayet etmiştir: "Paslanma, mühürlenmeden daha hafif, mühürlenme de kilitlenmeden daha hafiftir. Bunların en dehşetlisi kilitlenmedir."
Diğer bazı âlimler, kalplerin mühürlenmesini şöyle açıklamışlardır: "Allahü Teâlâ, bu ayet-i kerimesinde bildirmiştir ki bir önceki ayette bahsedilen kâfirler, davet edildikleri hakkı dinlemekten yüz çevirmişler ve bunu gururlarına yedirememişlerdir. Nitekim kendisine bir söz söylendiğinde onu dinlemekten kaçınan ve gururlanarak onu anlamak istemeyene 'Bu adam bu söze karşı sağır kesildi.' denir. Bu şekilde açıklama yapanlara göre mühürlenmekten maksat, mecazi bir ifadedir. Kâfirlerin, hakkı dinlemediklerini belirtir."
Taberi diyor ki: "Bana göre bu mühürlenmenin açıklanması konusunda doğru olan yorum, bu gibi şeyleri açıklayan tefsir, Resûlüllah'ın şu sahih hadisidir:
'Şüphesiz ki kul, bir hata işlediğinde kalbinde siyah bir nokta meydana gelir. Eğer o, bu hatadan vazgeçer, af diler ve tövbe edecek olursa kalbi parlatılır. Şayet tekrar o hataya dönecek olursa kalbindeki siyah noktalar artırılır. Öyle ki bütün kalbini kaplar. Allah Teâlâ'nın şu ayetinde bahsettiği pas işte budur: 'Hayır, doğrusu onların yaptıkları kalplerini paslandırmıştır.' Mutaffifin Suresi, 83/14." (Tirmizi, K. Tefsir el-Kur'an Sûre: 83 hab: 1 Hadis No: 3334)
Resûlüllah bu hadis-i şerifiyle, günahlar peş peşe kalbin üzerine gelirse onu örttüğünü ve örtünce de Allah tarafından bir mührün onu mühürlediğini belirtmektedir. Artık iman böyle bir kalbe yol bulamaz. İnkâr da oradan çıkamaz.
İşte ayet-i kerimenin belirttiği "Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir." ifadesi de bu durumu açıklamaktadır. Gözle görülen kapların içlerine bir şeyler konulduktan sonra, açılmamaları için mühürlendikleri gibi, ayette bahsedilen kâfirlerin kalpleri de kapatılmış ve Allah tarafından mühürlenmiştir. Artık onlara dışarıdan iman girmez, içeriden de inkâr çıkmaz. Ancak mühürün açılmasından sonra bir değişiklik olabilir.
Ayet'te geçen "Mühürlenme"yi, davet edildikleri haktan böbürlenmeleri sebebiyle yüz çevirmek olarak anlayanlara şunu sormak gerekir: "Bu yüz çevirme işini, kibirlenerek mi yapmışlardır yoksa Allah mı onlara yüz çevirtmiştir?" Eğer "Yüz çevirme işini onlar yapmıştır." derlerse, onlara cevaben denilir ki: "Allahü Teâlâ, ayet-i kerimede, kâfirlerin kalplerinin ve kulaklarının bizzat kendisi tarafından mühürlendiğini bildirmektedir. Allah'ın onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemesini, onların imandan yüz çevirmeleri ve onların, tevhid inancını kabullenmeye karşı böbürlenmeleri şeklinde açıklamak nasıl caiz olabilir? Zira bu, Allah'ın yaptığı bir iştir. Kâfirlerin yaptığı bir iş değildir." Eğer "Onların yüz çevirmeleri ve böbürlenmeleri, Allah'ın, onların, kalplerini ve kulaklarını mühürlemesi sebebiyledir. Burada sebebin yerine, sebebin meydana getirdiği sonuç zikredilmiştir." derlerse, onlara denilir ki: "Siz, bu açıklamanızla görüşünüzü terk etmiş oluyorsunuz." Ayet-i kerimeyi, birinci görüşte olan âlimler gibi tefsir ediyor ve Allah'ın, kâfirlerin kalp ve kulaklarını mühürlediğini söylüyorsunuz. Ayeti doğrudan doğruya kâfirlerin inkâr etmeleri ve imandan yüz çevirmeleri şeklinde açıklamıyorsunuz.
Ayet-i kerimede geçen "Gözlerinin üzerinde de perde vardır," ifadesi, kâfirlerin kalplerinin ve kulaklarının mühürlenmelerinden sonra zikredilmiş ve onların inkârlarında ısrarlı olduklarını belirtmiştir. Böylece Allahü Teâlâ bu ayet-i kerime ile Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e Yahudi hahamlarının durumunu tasvir etmiş, onların kalplerini mühürlediğini, böylece Allah tarafından gelen herhangi bir öğüdü dinlemeyeceklerini, Muhammed'e indirdiği kitabı düşünmeyeceklerini belirtmiştir. Ayrıca onların kulaklarını da mühürlediğini, böylece, Allah'ın Peygamberi olan Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'in uyarılarını, öğütlerini ve Peygamber olduğunu gösteren delillerini dinlemediklerini, düşünmediklerini, onun hak Peygamber olduğunu bildikleri halde onu yalanlayarak Allah'ın azabına uğrayacaklarından korkmadıklarını belirtiyor ve yine Resûlüllah'a bildiriyor ki, onların gözlerinin üzerinde perde vardır. Hakkı göremezler ki kendilerinin sapıklıklarını ve alçaklıklarını anlamış olsunlar.
Allahü Teâlâ, ayet-i kerimenin sonunda Resûlüllah'a karşı çıkan bu Yahudi hahamları için büyük bir azap olduğunu, onun, Allah tarafından getirdiklerinin doğru olduğunu bildikleri halde, yalanlamalarının cezası olarak böyle bir azabı hak ettiklerini belirtmektedir