Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Şüphesiz ki, inkarcıları uyarsan da uyarmasan da fark etmez. Onlar inanmazlar.
Ey Peygamberim, o inkarcılar, Kur'an'ı ve senin Peygamberliğini inkar edenlerdir. Onlara göre senin onları uyarıp uyarmaman aynıdır. Çünkü onlar, ne yaparsan yap, inanmazlar.
Bu konuda diğer ayetlerde de şöyle buyurulmaktadır: "Üzerlerine Rabbinin hükmü kesinleşenler, inanmazlar." "Onlara her türlü delil gelse de, can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar." Yunus Suresi, 10/96,97
Ayette bahsedilen "inkarcılar"dan kimlerin kastedildiği konusunda farklı görüşler belirtilmiştir. İkrime ve Said b. Cübeyr'in Abdullah b. Abbas'tan aktardıklarına göre, burada bahsedilen "inkarcılar"dan kasıt, Resulullah döneminde Medine çevresinde yaşayan Yahudilerdir. Yüce Allah, Hz. Muhammed'i tanımalarına ve onun Peygamber olacağını bilmelerine rağmen onu inkar eden Yahudileri eleştirmiş, kalplerinin mühürlü olduğunu belirtmiştir.
Ali b. Ebi Talha'nın, Abdullah b. Abbas'tan aktardığına göre ise, Abdullah b. Abbas bu ayeti şöyle açıklamıştır: "Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bütün insanların inanmalarını ve doğru yolda kendisine uymalarını çok istiyordu. Onun bu şiddetli arzusunu bilen Yüce Allah, daha önce iman edecekleri yazılı olanlardan başkasının iman etmeyeceğini ve daha önce iman etmeyecekleri yazılı olanlardan başkasının da sapıklığa düşmeyeceğini bildirdi."
Rebi' b. Enes ise bu ayette bahsedilen "inkarcılar"dan amacın, Bedir Savaşı'nda öldürülen inkarcılığın liderleri olduğunu ve bunların şu ayette de geçtiğini söylemiştir: "İnkarcıların, Allah'ın nimetlerine şükredecekleri yerde, Allah'ı inkar ettiklerini, kavimlerini helak yurduna sürüklediklerini görmez misiniz?" "Helak yurdu cehennemdir. Onlar oraya gireceklerdir. O, ne kötü bir yerdir." İbrahim Suresi, 14/28, 29. Rebi' b. Enes'in bu görüşünün dayanağı şudur: Yüce Allah bu ayette, kötüleri uyarıp uyarmamanın onlara hiçbir fayda vermeyeceğini, kalplerinin mühürlendiğini belirtmiştir. Halbuki inkarcılardan bir kısmı, daha sonra Resulullah'ın uyarısından faydalanarak iman etmişlerdir. Buradan anlaşılmıştır ki, ayette bahsedilen inkarcılardan kasıt, iman etmeden Bedir'de öldürülen inkarcılığın liderleridir.
Taberi, Abdullah b. Abbas'tan aktarılan birinci görüşün tercih edilebilir olduğunu belirtmiş ve gerekçe olarak şunları özetle söylemiştir: "Yüce Allah, bundan önceki ayetlerde Ehl-i Kitap'tan iman edenleri övmüştür. Bu ayetlerde de yine Ehl-i Kitap'tan iman etmeyenlerden bahsetmesi ve onları eleştirmesi yerindedir. Zira onların özellikleri farklı olsa da hepsi de Ehl-i Kitap'tır. Böylece Yüce Allah, Ehl-i Kitap'tan iman edenlerle iman etmeyenleri karşılaştırarak birlikte anmıştır."
Yüce Allah bu ayetlerle, Resulullah'ın hak peygamber olduğunu gizleyen Yahudi hahamlarına karşı onu desteklemiştir. Şunu bilmiş olsunlar ki, Tevrat'ı Hz. Musa'ya gönderen Yüce Allah, Hz. Muhammed'e de bunları öğretmiştir. Zira ne Muhammed ne de kavmi, Kur'an inmeden önce bu gibi şeyleri biliyorlardı. Bu durum da, Yahudilerin Hz. Muhammed'in Peygamberliği hakkında şüpheye düşmelerini ortadan kaldırır, onun Allah tarafından getirdiklerinin gerçek olduğunu gösterir. Çünkü onlar, okuryazar olmayan bir toplumda ortaya çıkan ve okuryazar olmayan bir kişinin, onların gizlemiş oldukları haberleri ortaya çıkarması durumunda onun peygamberliği hakkında nasıl şüpheye düşebilirler ki?
Resulullah'ın okuryazarlığı yoktu. O, birtakım hesapları da bilmiyordu. Bu nedenle ona, "Kitapları okudu da öğrendi." Yahut: "Hesap yaparak kahinlik yaptı." Veya "Resulullah ile ilgili bir kısım haberleri gizleyen hahamlardan okuyarak bu tür bilgilere sahip oldu." şeklindeki iddialar, onun hakkında hiç uygunsuz iddialardır.
Taberi diyor ki: "Bu ayette bahsedilen inkarcılardan amacın Ehl-i Kitap'tan olan inkarcılar olduğunun diğer bir delili de şudur: Yüce Allah, bundan sonra gelen ayetlerde münafıklara ve Hz. Adem ile Havva kıssasına değindikten sonra tekrar Ehl-i Kitap'tan bahsetmiştir. Madem ki önce Ehl-i Kitap'tan müminler söz konusu edilmiş ve yine Ehl-i Kitap'a dönülmüştür, o halde bunların arasında bahsedilen inkarcılardan kasıt da, Ehl-i Kitap'tan olan inkarcılardır."
"Küfür" kelimesinin sözlük anlamı "örtmek" demektir. Bu yüzdendir ki, karanlığıyla bütün eşyayı örten geceye de "kafir" denmiştir. Yahudiler de Resulullah'ın hak peygamber olduğunu bildikleri halde o gerçeği gizlemeleri sebebiyle kendilerine "gerçeği örten" anlamına gelen "kafir" denmiştir. Nitekim Yüce Allah bunlar hakkında başka bir ayette şöyle buyurmuştur: "İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti, biz insanlara kitapta açıkladıktan sonra onları gizleyenlere, işte onlara Allah lanet eder. Hem de bütün lanet edenler lanet eder." Bakara Suresi, 2/159. Bu ayette de: "Şüphesiz ki inkarcıları uyarsan da uyarmasan da fark etmez. Onlar inanmazlar" buyurulmaktadır.
Taberi diyor ki: "Ayetteki anlam şöyledir: "Ey Muhammed! Medine'de yaşayan Yahudi hahamlarından, senin peygamberliğini bildikleri halde ve ben de kendilerinden, gönderdiğim şeyleri gizlemeyeceklerine dair söz aldığım halde, senin hak Peygamber olduğunu gizleyen ve seni inkar eden bu inkarcıları uyarsan da uyarmasan da aynıdır. Çünkü onlar iman etmezler. Gerçeğe dönmezler. Seni ve senin getirdiğin şeyleri onaylamazlar."
Abdullah b. Abbas da bu ayeti şöyle açıklamıştır: "Onlar, kendilerinde bulunan bilgiyi ve Allah'ın kendilerinden aldığı sözü inkar ederek hem kendi bilgilerini hem de senin getirdiklerini inkar etmişlerdir. Artık onlar senin uyarmanı ve korkutmanı nasıl dinleyeceklerdir?"