Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
O zaman siz şöyle demiştiniz: “Ey Musa, bir çeşit yemeğe dayanamayacağız. Rabbine dua et de bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan versin.” Musa da: “İyi olanı daha basit bir şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? O hâlde bir şehre inin. Şüphesiz orada istediğiniz vardır.” demişti. Onlara, aşağılık ve yoksulluk damgası vurulmuştur. Allah’ın gazabına uğramışlardır. Bu, onların Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerinden kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda isyan etmeleri ve sınırları aşmalarından da ileri gelmektedir.
Ey İsrailoğulları, peygamberiniz Musa’ya: “Bir çeşit yemeğe mahkum olmaktan artık dayanamayız.” dediğinizi hatırlayın. Diyordunuz ki: “Rabbinden iste de bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek, soğan ve benzeri şeyler versin.” Musa da size şöyle cevap vermişti: “Değer ve kıymet yönünden daha hayırlı olanı daha düşük ve basit bir şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Şüphesiz kim, kudret helvası ve bıldırcın etini buğday, hıyar, soğan ve sarımsakla değiştirirse, daha yüksek değerdeki bir şeyi daha düşük değerliyle takas etmiş olur. O hâlde bir şehre inin. Şüphesiz orada istediğiniz vardır.” Yahudilere aşağılık ve sefillik hak olmuştur. Onlar Allah’ın gazabına uğramışlardır. Bu aşağılık, Allah’ın birliğini gösteren delilleri inkâr etmeleri ve doğru yolu göstermek için gönderdiği peygamberleri, Allah’ın izni ve rızası olmadan öldürmelerinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca bu ceza, Allah’a isyan etmeleri ve koyduğu sınırları aşmalarından da kaynaklanmaktadır.
Görüldüğü gibi ayet, İsrailoğulları’nın Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri ve peygamberlerini haksız yere öldürmeleri sebebiyle Allah’ın, onların şerefini aşağılıkla, nimetlerini yoklukla ve rızasını gazabla değiştirdiğini bildirir.
Ayetteki “O hâlde şehre inin. Şüphesiz ki orada istediğiniz vardır.” ifadesi bir kısaltmadır. Tam şekli şöyledir: “Musa Rabbine dua etti. Biz de duasını kabul ettik ve onlara dedik ki: ‘O hâide şehirlerden birine gidin. Zira şu anda çöldesiniz. İstediğiniz şeyler çölde bulunmaz; ancak köylerde ve şehirlerde vardır. Şehirlerden birine gittiğinizde sizin için istediğiniz hıyar, sarımsak gibi besin maddeleri orada bulunur.’”
Bazı müfessirlerin görüşüne göre, İsrailoğulları’nın “Bir çeşit yemeğe dayanamıyoruz.” dediği yemek kudret helvası ve bıldırcın etiydi. Vehb b. Münebbih ise bu yemeğin etle güzel bir ekmek olduğunu söyler.
Taberi şöyle der: “Tahıl, sebze, mercimek, soğan, yer bitkileri insanların bildiği şeylerdir. Ancak ayette geçen ‘fum’ kelimesi, İbn-i Abbas, Atâ, Katade, Hasan‑ı Basri, Süddi ve Ebû Malik’e göre buğday ya da buğday unundan yapılmış ekmek, Mücahid ve Rebi’ye göre ise ‘sarımsak’tır. İbn‑i Mes’ud da ayetteki kelimeyi ‘sarımsak’ anlamında okur. Taberi, soğanla yakınlığı nedeniyle bu görüşü tercih etmiştir.”
Şüphesiz kudret helvası ve bıldırcın etini tahıl, hıyar, mercimek, soğan ve sarımsak gibi şeylerle değiştiren kimse, değerli yiyecekleri bırakıp basit şeyleri almış olur.
Ayette geçen ve “bir şehir” olarak çevrilen kelime, Katade, Süddi, Mücahid ve İbn‑i Zeyd tarafından “şehirlerden bir şehir” şeklinde, Rebi b. Enes ise “Mısır şehri” olarak yorumlanmıştır.
Birinci görüşü savunanlar, görüşlerinin doğruluğunu şu şekilde özetler: “Allah, İsrailoğulları’nı Mısır’dan çıkardıktan sonra Şam topraklarını onlara mesken kılmıştır. Şam’a gitmeden önce çöl’de kırk yıl dolaşmaları, Kudüs ve çevresindeki kutsal topraklarda bulunan zorba kavimlerle çarpışmalarına dair Allah’ın emrine uymamaları nedeniyle olmuştur. Bu yüzden çölde kırk yıl dolaşmışlar; Musa’nın orada vefatının ardından Yuşa b. Nün, kutsal topraklardaki zorbalara karşı savaşarak zafer kazanmış ve böylece İsrailoğulları, Şam topraklarının bir bölümü olan Filistin’e yerleşmişlerdir. Allah, kitabında İsrailoğulları’nın kutsal topraklara yerleşmelerini farz kıldığını beyan etmiş, tekrar Mısır’a dönmelerine dair bir beyanda bulunmamıştır. Mısır’a döndüklerini düşündüren ayetler, aslında onların Şam topraklarına yerleştiklerini gösterir. Ayetlerde şöyle buyurulur: ‘(Musa kavmine şöyle dedi) Ey kavmim, Allah’ın size takdir ettiği kutsal yere girin. Geriye dönmeyin, yoksa hüsrana uğrarsınız.’ Onlar da: ‘Ey Musa, orada zorba bir kavim var. Oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, şüphesiz biz de gireriz.’ demişlerdir. Maide suresi, 5/21‑24.”
Ayetteki kelimenin “Mısır şehri” anlamına geldiğini söyleyenlerin delilleri şu ayetlerdir: “Onlar (Firavun ve kavmi) geride nice bahçeler, akan pınarlar, çeşitli bitkiler, güzel konaklar ve zevk‑sefa içinde yaşadıkları nimetler bıraktılar.” “Böylece biz onlara verdiğimiz nimetleri başka bir kavme miras bıraktık.” (Duhan suresi, 44/25‑28) “Nihayet biz, Firavun ve kavmini bahçelerden, akar sulardan, hazinelerden ve şerefli makamlardan çıkardık.” “İşte böyle yaptık; onlara İsrailoğulları’nı mirasçı kıldık.” (Şuara suresi, 26/57‑59)
Taberi, bu iki görüşten hangisinin daha doğru olduğunu gösteren bir ayet olmadığını ve Peygamber’den de bu konuda kesin bir rivayet bulunmadığını söyler. Bu yüzden ayetin izahı şöyle yapılır: “Allah, Hazreti Musa’ya kavmini alıp istedikleri mahsullerin yetiştiği bir beldeye götürmesini emretmiştir. Bu belde Şam’da ya da Mısır’da olabilir.”
Ayette, Yahudilere aşağılık damgası vurulduğu belirtilir. Bu aşağılık, Katade ve Hasan‑ı Basri’ye göre, ayetlerde tasvir edilen zelil bir şekilde cizye ödemeleridir: “Kitap ehli, Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyenler, Allah’ın ve peygamberinin haram kıldığını haram saymayanlar ve hak din olan İslam’ı benimsemeyenlerle, boyun eğip kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” (Tevbe suresi, 9/29)