Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Elbette, işte güncellenmiş hali:
Bir zamanlar size denizi yarmıştık; sizi kurtarmış ve Firavun hanedanını suda boğmuştuk. Siz de bakıyordunuz.
(Bir zamanlar size denizi yarmıştık). Firavun denizi birbirinden ayırdık, öyle ki onda gitmeniz veya sizi kurtarmamız veyahut sizinle ilgili olarak yollar oluştu. Son mana, şairin şu mısrasında olduğu gibidir:
"Atlarımız bize düşmanların kafataslarını ve kaburga kemiklerini çiğnetti."
Bu, teksir babasına göre Firavun şeklinde de okunmuştur, çünkü açılan yollar kabilelerin sayısına göre on iki idi.
"Sizi kurtarmış ve Firavun hanedanını suya boğmuştuk". Bundan Firavun ile halkını kastetmiştir. Sadece onlardan bahsetmesi ilk boğulacak onlar olması hasebiyledir. Âl, Firavun'un şahsıdır denilmiştir. Nitekim Hz. Hasan, "Allah'ım, Muhammed'in âl'ine rahmet et," der ve bundan onun şahsını kastederdi. Firavun'i zikretmekle halkını söylemeye gerek kalmamıştır.
"Siz de bakıyordunuz" bunlara.
Ya da boğulmalarına veyahut denizin üzerlerine kapaklanmasına veyahut denizin yarılıp eskimiş kuru yollara ayrılmasına veyahut denizin sahile attığı cesetlerine bakıyordunuz.
Yahut birbirinize bakıyordunuz. Çünkü rivayete göre Allah, Mûsa'ya İsrailoğullarını geceleyin yürütmesini emretti; o da onları çıkardı. Sabahleyin de Firavun ve ordusu onları bastırdı. Onlara deniz kıyısında rastladılar. Allah ona asasıyla denize vurmasını emretti, o da vurdu. Ondan kuru on iki yol göründü. Onlar gittiler: "Ey Mûsa, bazılarımızın suya boğulup da onları bilememekten korkuyoruz," dediler. Bunun üzerine Allah delikler açtı, denizi geçinceye kadar birbirlerini gördüler ve seslerini işittiler. Sonra Firavun ve askerleri oraya ulaşıp açık olduğunu görünce kendisi ve orduları içine daldılar, deniz de onların hepsini yuttu ve onları boğdu.
Bil ki, bu olay Allah'ın İsrailoğullarına verdiği en büyük nimetlerden ve hikmet sahibi Allah'ın varlığına ve Mûsa'nın tasdikine zorlayan en büyük mu'cizelerdendir. Sonra onlar bunun ardından buzağıyı ilâh edindiler ve: "Allah'ı açıkça görünceye kadar sana îman etmeyiz," dediler ve benzeri sözler ettiler. Onlar kavrayış, zekâ, nefis temizliği ve güzelce tâbi olma bakımından ümmet-i Muhammed'den çok uzaktırlar. Üstelik Efendimizin mütevatir mu'cizeleri zekilerin anlayacağı şekilde ince nazari şeylerdi. Efendimizin bunları haber vermesi de yukarıda geçtiği gibi onun mu'cizelerinden sayılır.