Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve tekrar O'na döndürüleceklerini idrak edenlerdir.
O boyun eğenler, namazı gönül hoşluğuyla ve isteyerek kılanlar, Allah'a kavuşacaklarına kesin olarak inananlardır.
Ayette geçen ve "İdrak ederler" diye açıklanan kelimenin asıl anlamı, "Zannederler" demektir.
Taberi şöyle der: "Şayet şöyle bir soru sorulursa: 'Yüce Allah, namaz kendilerine ağır gelmeyen, itaatkâr kullarını nasıl olur da 'Huzuruna çıkmayı zannederler' şeklinde nitelendirir? Çünkü 'zannetmek' şüphe içeren bir ifadedir. Allah'ın huzuruna çıkacağından şüphe eden kimse ise kâfir olur.' Buna cevaben şöyle denir: 'Araplar, bazen kesin bilgiyi 'zan' kelimesiyle ifade ederler. Bu ayetteki kullanım da o türdendir. Nitekim Ebu'l-Aliye, Mücahid, Süddi, İbn-i Cüreyc ve İbn-i Zeyd, ayetteki 'zan' kelimesinin kesin bilgi ifade ettiğini belirtmişlerdir. Mücahid, Kur'an'da geçen her 'zan' kelimesinin 'kesin bilgi' anlamına geldiğini ifade etmiştir. Nitekim şu ayetlerde de 'zan' kelimeleri geçmekte ve bunlardan da 'kesinlik' kastedilmektedir.
Günahkârlar ateşi görürler ve oraya düşeceklerini anlarlar (kesin olarak bilirler). Fakat ondan kaçıp sığınacak bir yer bulamazlar. Kehf Suresi, 18/53. O gün amel defteri sağından verilen kişi, etrafındakilere şöyle der: 'İşte kitabım, alın okuyun! Ben, dünyadayken hesaba çekileceğimi zannediyordum (çok iyi biliyordum).' Hakka Suresi, 69/20