Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Namazı kılın, zekâtı verin. Allah'ın huzurunda eğilenlerle birlikte siz de eğilin.
Müslümanlarla birlikte namaz kılın. Mallarınızın zekâtını, onu almaya hak kazananlara verin. Allah'a boyun eğenlerle birlikte siz de boyun eğin.
Taberî şöyle der: "Bu ayetler, Allah tarafından İsrailoğulları'nın âlimlerine ve münafıklarına, tövbe edip Allah'a yönelmeleri, Müslümanlarla birlikte İslam'a girmeleri ve itaat ederek Allah'a teslim olmaları için bir emirdir. Aynı zamanda bu ayetler, onlara, deliller ortaya çıktığı ve uyarıldıkları halde, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) peygamberliğini bile bile gizlemelerini yasaklamaktadır."
Ayrıca bu ayetler, İsrailoğulları'na ve onların geçmiş kavimlerine, Allah'ın bir lütuf olarak bahşettiği nimetleri hatırlatmakta ve artık bu konuda herhangi bir mazeret bulamayacaklarını bildirmektedir.
Taberî şöyle der: "Yahudi hahamları ve münafıkların, insanlara namaz kılmalarını ve zekât vermelerini emrettikleri halde kendilerinin bunları yapmadıkları, bu sebeple de Allah Teâlâ'nın onları bu ayetle uyardığı belirtilmektedir. Ta ki Müslümanlarla birlikte namaz kılsınlar, onlar gibi mallarının zekâtını versinler ve yine onlar gibi Allah'a boyun eğsinler."
Taberî şöyle der: "'Zekât vermek'ten kasıt, farz kılınan zekâtı vermektir. 'Zekât' kelimesinin sözlük anlamı, 'malın artması ve temizlenmesi'dir. Zekâta bu adın verilmesinin sebebi, Allah Teâlâ'nın, malının zekâtını veren mal sahibinin, zekât vermesinden sonra malını artırmasındandır. Yahut zekât veren kişinin, malında bulunan fakirlerin hakkını vererek malını haksız kazançtan temizlemesi ve arındırmasındandır. Taberî, zekâta bu adın, bu ikinci sebepten dolayı verildiğini söylemenin daha uygun olacağını belirtmiştir."
"Rükû"dan kasıt, Allah'a itaat ederek boyun eğmektir