Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Şeytan, Âdem ile eşini oradan yoldan çıkardı ve onları sahip oldukları nimetlerden mahrum etti. Biz de: "Birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin. Sizin için orada belirli bir süreye kadar kalma ve geçim olanağı vardır." dedik.
Şeytan, onları yanıltarak her ikisini de yoldan çıkardı ve Allah'a itaatten uzaklaştırmaya çalıştı. Böylece Âdem'i ve eşini, içinde bulundukları bolluk ve rahatlık içindeki yaşamdan ve cennetin geniş nimetlerinden uzaklaştırdı. Biz de: "Birbirinize düşman olarak yeryüzüne inin. Size yeryüzünde, yerleşip yaşayacağınız barınaklar ve kıyamete kadar çeşitli zevkler, süsler, yiyecek ve içecekler ile faydalanma imkanları da vardır." dedik.
Tefsir âlimleri, İblis'in Hz. Âdem ve Havva'yı nasıl yoldan çıkardığı, onları nasıl yanıltıp günaha soktuğu, cennetten kovulduktan sonra oraya tekrar nasıl girip Hz. Âdem ve Hz. Havva ile nasıl iletişim kurduğu ve onlara nasıl vesvese verdiği konularında özetle şunları belirtmişlerdir:
a- Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Mes'ud gibi sahabiler ile Vehb b. Münebbih ve Rebi' b. Enes gibi tefsir âlimleri, İblis'in cennetten kovulduktan sonra yılanın ağzına veya karnına girerek tekrar cennete girdiğini ve orada önce Hz. Havva'yı, sonra da Hz. Âdem'i aldatarak kendilerine yasaklanan ağaçtan yemelerine ve dolayısıyla cennetten çıkarılmalarına sebep olduğunu söylemişlerdir.
b- İbn-i İshak ise, İblis'in cennete, Allah'ın ona verdiği özel bir güçle girdiğini söylemiştir. İbn-i İshak şöyle demiştir: "İblis, Âdem'in soyundan gelen insanlara görünmeden nasıl yaklaşıyor ve vesvese veriyorsa, Âdem'e de o şekilde yaklaşmış ve görünmeden vesvese vermiştir."
Taberi, İblis'in cennetten kovulduktan sonra Hz. Âdem ve Havva'ya ulaşma yönteminin, tefsir âlimlerinin aktardıkları gibi yılan aracılığıyla gerçekleşebileceğini söylemiş, İbn-i İshak'ın belirttiği açıklamanın ise birçok ilim adamı tarafından aktarılan rivayetleri geçersiz kılamadığını ifade etmiştir.
Bu konu hakkında Vehb b. Münebbih'in şunları söylediği rivayet edilmektedir: "Allah Teâlâ, Âdem'i ve eşini cennete yerleştirip Âdem'e belli bir ağacın meyvesinden yemesini yasakladı. Bu ağaç, dalları birbirine geçmiş bir ağaçtı. Melekler bunun meyvesini ebedi olarak yaşamak için yerlerdi. Allah Teâlâ işte bu ağacın meyvesini Hz. Âdem'e yasaklamıştı. İblis, Hz. Âdem ile Hz. Havva'yı yoldan çıkarmak isteyince yılanın karnına girdi. Yılan, dört ayaklı bir hayvandı. O, Allah'ın yarattığı en güzel hayvanlardan biriydi, sanki Horasan develeri gibiydi. Cennete girince İblis karnından çıktı. Allah Teâlâ'nın Hz. Âdem ve Havva'ya yasakladığı ağaçtan alıp Havva'ya götürdü ve ona: "Bak bu ağaca, kokusu ne hoş, tadı ne kadar iyi ve rengi ne güzel," dedi. Âdem de ondan yedi. Bunun üzerine her ikisinin de mahrem yerleri birbirlerine göründü. Âdem ağaçların arasına saklandı. Rabbi ona: "Ey Âdem, neredesin?" dedi. Âdem: "Buradayım ey Rabbim," dedi. Allah Teâlâ: "Neden çıkmıyorsun?" dedi. Âdem: "Ey Rabbim, Senden utanıyorum," dedi. Allah Teâlâ: "Senin kendisinden yaratıldığın toprağa lanet edilmiştir. Öyle ki o toprağın meyveleri dikene dönüşecektir," dedi.
Allah Teâlâ sonra Hz. Havva'ya şöyle dedi: "Benim kulumu sen aldattın. Sen her gebe kaldığında istemeyerek ve zahmetle gebe kalacaksın. Karnında bulunanı doğurmak istediğinde de birkaç defa, ölümden döner gibi doğuracaksın." Yılana ise şöyle dedi: "Lanetlenmiş şeytan senin karnında içeri girdi ve kulumu aldattı. Sen de lanete uğratıldın! Öyle lanetlendin ki, ayakların karnına çekildi. Senin rızkın sadece toprak oldu. Sen Âdemoğlunun düşmanısın. Onlar da senin düşmanındır. Onlardan biriyle karşılaştığında onu kovalarsın. Onlardan biri seninle karşılaştığında ise senin başını ezer."
Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud ve diğer bazı sahabilerin ise bu hususta özetle şunları söyledikleri rivayet edilmektedir: "Allah Teâlâ Hz. Âdem'e: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette kalın. Orada dilediğiniz yerden bol bol yiyin, yalnızca şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa haksızlık edenlerden olursunuz," deyince İblis, cennette Âdem ile Havva'nın yanına gitmek istedi. Cennetin bekçileri ona engel oldular. Bunun üzerine İblis, yılana gitti. Yılan, deveye benzeyen dört ayaklı bir hayvandı. O, en güzel hayvanlardan biriydi. İblis, yılana, ağzına girerek cennete gitmesini ve Âdem'e ulaşmasını teklif etti. Yılan onu ağzına aldı. Cennete girerken bekçiler, İblis'in yılanın ağzında olduğunun farkına varamadılar. İblis yılanın ağzında iken Âdem'e konuştu. Âdem onun sözlerine kulak asmadı. İblis bunun üzerine dışarı çıktı ve "Ey Âdem, sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" dedi. (Tâhâ sûresi, 20/120) Ayrıca İblis, Âdem ve Havva'ya "Ben, ikinize de nasihat edenlerdenim," diye yemin etti. İblis bunu yaparken Âdem ve Havva'ya, örtülü olan mahrem yerlerini göstermek istiyordu. Bu da onların elbiselerinin yok olmasıyla gerçekleşecekti. İblis, Âdem ve Havva'nın mahrem yerleri olduğunu, meleklerin kitaplarından okumuş ve öğrenmişti. Âdem bunu bilmiyordu. Âdem ile Havva'nın elbiseleri tırnaktandı. Âdem, o ağaçtan yemedi. Havva ise ileriye atılıp yedi ve Âdem'e "Ey Âdem, sen de ye. Çünkü ben yedim, bana zarar vermedi," dedi. Âdem de yiyince her ikisinin de mahrem yerleri birbirlerine göründü. Bu sefer cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başladılar."
Bu mesele ile ilgili olarak İbn-i İshak da özetle şunları söylemiştir: "İblis, Âdem'e ve eşine, Allah'ın Âdem'i ve onun soyundan gelenleri imtihan etmek için ona verdiği bir güçle ulaşmıştır. Öyle ki, İblis kendisine verilen bu güçle Âdemoğluna uykusunda da gelebilir, uyanıkken de. Dilediği zaman ona yaklaşır ve onu günah işlemeye davet eder, nefsini şehvetli şeylere çeker. Hâlbuki Âdemoğlu onu göremez. Nitekim Allah Teâlâ, ayetlerinde şöyle buyurmuştur: "Şeytan onlara, kendilerine görünmeyen mahrem yerlerini göstermek için vesvese verdi ve şöyle dedi: 'Rabbiniz size bu ağacı, sadece ikiniz de melek olmayasınız veya cennette ebedi olarak kalmayasınız diye yasakladı.'" (Araf sûresi, 7/20) "Ey Âdemoğulları, Şeytan, atalarınızı mahrem yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü şeytan ve taraftarları, sizin onları göremediğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz ki biz, şeytanları, inanmayanların dostları yaptık." (Araf sûresi, 7/27) Yine Allah Teâlâ Hz. Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'e:
"Ey Resûlüm, de ki: 'Cin ve insanlardan olan ve insanların kalplerine vesvese veren, o sinsi vesvese verenin şerrinden, insanların Rabbi, insanların Sahibi ve insanların ibadet ettiği Allah'a sığın.'" (Nâs sûresi, 114/1-6) buyurmuştur. Resûlullah da:
"Şüphesiz ki şeytan, Âdemoğlunda kanın dolaşımı gibi dolaşır." buyurmuştur. (Buhari, K. Bed'ul halk bab: 11; Müslim, K.es-Selam bab: 23, Hadis No: 2174; Ebû Davud, K. es-Savm, bab: 79, Hadis No: 2470) İbn-i İshak sözlerine devamla şöyle demiştir: "Âdemoğlunun, Allah düşmanı İblis ile durumu ne ise, Hz. Âdem'in de İblis ile durumu öyle olmuştur. Öyle ki, İblis, Âdem'in soyuna görünmeden nasıl yaklaşıyorsa, Âdem'e de cennette öyle yaklaşmıştır."
Daha önce de belirtildiği gibi Taberi, İbn-i İshak'ın bu açıklamasını benimsememekte, sahabilerden ve tabiinden rivayet edilen önceki görüşleri daha doğru bulmakta ve İblis'in cennete belirli bir aracı vasıtasıyla girdiğini söylemenin daha isabetli olacağı kanaatindedir.
Ayette "İblis onları içinde bulundukları nimetten çıkardı." denilmektedir. Aslında Hz. Âdem ile Havva'yı, içinde bulundukları nimetlerden çıkaran Allah Teâlâ'dır. Fakat onların çıkmalarına İblis sebep olduğu için çıkarma işi, mecazi olarak ona atfedilmiştir.
Ayette "yeryüzüne inin" denilmektedir. Bu emrin Âdem ve Havva'ya verildiği konusunda fikir birliği olmakla birlikte, bunların dışında daha başka nelere ve kimlere verildiği konusunda farklı görüşler belirtilmiştir.
Abdullah b. Abbas, Süddi ve Ebû Salih, ayette geçen "İnin" emrinin, Âdem'e, Havva'ya, İblis'e ve ayakları kesilen yılana verildiğini söylemişlerdir.
Mücahid, Ebû Âliye ve İbn-i Zeyd ise bu emrin Âdem'e, İblis'e ve onların soylarından gelecek olanlara verildiğini söylemişlerdir.
Ayette "Birbirinize düşman olarak" ifadesi geçmektedir.
Taberi diyor ki: "Âdem ve eşi ile İblis ve yılanın aralarındaki düşmanlığın nasıl olduğu ve nereden kaynaklandığı sorulacak olursa cevaben denilir ki: "İblis'in, Âdem'e ve soyuna düşmanlığı, Âdem'i kıskanmasından ve Allah'ın ona "Secde et" emrine isyan etmesinden ve kibirlenmesindendir. Âdem'in ve soyunun, İblis'e karşı düşmanlığı ise, İblis'in Allah'ın emrine karşı gelerek ona isyan etmesindendir. Âdem ve onun soyu ile yılan arasındaki düşmanlık ise, yılanın şeytanı cennete sokarak Âdem'in yoldan çıkmasına sebep olmasındandır. Yılanın insanoğluna düşman olduğu ve onunla ilk savaşı başlattıktan sonra bir daha barış yapılmadığını belirten şu hadis-i şeriflerde Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki:
"Biz, onlarla savaştığımız zamandan beri bir daha barışmadık. Kim onlardan birini korkarak bırakacak olursa o bizden değildir." (Ebû Davud, K. el-Edeb, bab: 174, Hadis No: 5248)
"Bütün yılanları öldürün. Kim onların intikam alacağından korkarsa o bizden değildir." (Ebû Davud, K. el-Edeb, bab: 174, Hadis No: 5249)
"Kim yılanların takip edeceklerinden korkarak onları bırakacak olursa o bizden değildir. Biz, onlarla savaştığımız andan beri bir daha barışmamışızdır." (Ebû Davud, K. el-Edeb, bab: 174, Hadis No: 5250)
Ayette: "Sizin için yeryüzünde kalma vardır." denilmektedir. Bu ifadeden maksat, Ebû Âliye ve Rebi' b. Enes'e göre, yeryüzünde insanların yerleşip yaşamalarıdır.
Abdullah b. Abbas ve Süddi'ye göre ise, kabirde kalmalarıdır.
Taberi, "Kalma" diye tercüme edilen kelimesinin Arapçada "Karar kılma yeri" anlamına geldiğini, ayetin de Âdem'in ve soyunun cennetteki ve gökteki yerlerine ek olarak dünyada da yerleşecekleri yerleri ve evleri olacağını bildirdiğini söylemiştir.
"Belli bir zamana kadar" ifadesinden maksat ise, Süddi'ye göre "ölünceye kadar" demek. Mücahid'e göre "kıyamet kopuncaya kadar" demek, Rebi' b. Enes'e göre ise "belli bir vadeye kadar" demektir.
Taberi, "kıyamete kadar" şeklinde açıklamanın, ayetin genel ifadesine daha uygun düştüğünü söylemiştir