Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Allah, Adem'e bütün isimleri öğrettikten sonra onları meleklere göstererek şöyle dedi: "Eğer doğru söylüyorsanız, şunların isimlerini bana bildirin."
Allah, Adem'e insan soyunun, meleklerin ve her şeyin ismini öğretti. Sonra bu isimleri meleklere göstererek şöyle dedi: "Ey melekler, eğer yeryüzünde sizi halife yaparsam beni överek yücelteceğiniz, sizin dışınızdakilerden halife seçersem onların soylarının bana isyan edeceği, yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökeceği iddianızda haklıysanız, şunların isimlerini bana söyleyin."
Aslında melekler de, Allah'ın ilminin her şeyi kuşattığını ve yaptığı her işte bir hüküm ve hikmet bulunduğunu çok iyi biliyorlardı. Fakat Yüce Allah, onların bilmedikleri şeyleri Hz. Adem'in bildiğini onlara göstererek, Hz. Adem'in yeryüzünde halife olmaya kendilerinden daha layık olduğuna işaret etti.
"Adem" ismi, Said b. Cübeyr, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud, Ebû Musa el-Eş'ari ve diğer bazı sahabilere göre kökenli bir kelime olup aslında "Yüz" veya "Deri" anlamına gelmektedir. Hz. Adem'e bu ismin verilmesinin sebebi, toprağının yeryüzünden alınmasından kaynaklanmaktadır.
Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud ve diğer bazı sahabelerden bu konuda şunları söyledikleri rivayet edilmiştir: "Ölüm meleği Azrail, Adem'in toprağını almak için yeryüzüne gönderilince, Adem'in toprağını yeryüzünün çeşitli yerlerinden aldı. Birbirine karıştırdı. Aldığı toprak, kırmızı, beyaz ve siyah gibi renklerdeydi. Bu sebeple Adem'in soyundan gelen insanlar çeşitli renklerde oldular. Adem'e de "Deri" ve "Yüz" anlamına gelen "Adem" adı verildi. Çünkü onun toprağı, yerin yüzü ve derisi niteliğinde bir topraktı."
Ebû Musa el-Eş'ari, bu konuda Resulullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu aktarmaktadır:
"Kuşkusuz ki Allah, Adem'i yeryüzünün her yerinden aldığı bir avuç topraktan yarattı. Bu sebeple Adem'in soyundan gelen evlatları, yeryüzünün özelliklerini taşıdı. Onlardan bazıları kırmızı, bazıları beyaz, bazıları siyah, bazıları da bunların arası bir renkte oldu. Bazıları ovalar gibi yumuşak huylu, bazıları kayalar gibi sert huylu, bazıları kötü, bazıları da iyidir." (Ebû Davud, K. es-Sünne, bab 16, Hadis No: 4693 / Tirmizi, K. Tefsir el-Kur'an, Sure: 2, Hadis No: 2955 / Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 400, 406)
Tefsir alimleri, Yüce Allah'ın önce Hz. Adem'e öğretip daha sonra meleklere sorduğu isimlerden neyi kastettiği konusunda farklı görüşler belirtmişlerdir.
a- Abdullah b. Abbas, Said b. Cübeyr, Katade ve Hasan-ı Basri'den aktarılan bir görüşe göre burada, öğretildiği belirtilen isimlerden kastedilen, bütün eşyanın ismidir. Bu konuda Dehhak, Abdullah b. Abbas'ın şöyle dediğini aktarmaktadır: "Allah, Adem'e bütün isimleri öğretti. Bu isimler bugün insanların, varlıkları adlandırmak için kullandığı isimlerdir. Örneğin: "İnsan, hayvan, yeryüzü, ova, deniz, dağ, eşek vb. şeylerin adları gibi isimlerdir." Mücahid de şöyle demiştir: "Allah, Adem'e her şeyin ismini öğretmiştir. Hatta karganın, güvercinin ismini bile." Said b. Cübeyr şöyle demiştir: "Allah, Adem'e her şeyin ismini öğretmiştir, hatta devenin, sığırın, koyunun ismini bile." Said b. Mabed, Abdullah b. Abbas'ın şöyle dediğini aktarmıştır: "Allah, Adem'e bütün eşyanın ismini öğretti. Çanak ve çömleğin adını, hatta yellenmeyi bile öğretti." demiştir.
b- Rebi' b. Enes ise, burada Adem'e öğretilen isimlerden kastedilenin, meleklerin isimleri olduğunu söylemiştir.
c- İbn-i Zeyd de, Yüce Allah'ın Hz. Adem'e öğrettiği isimlerden kastedilenin, Adem'in soyundan gelenlerin isimleri olduğunu söylemiştir.
Taberi, ayette geçen ve "Onlar" anlamına gelen zamirin sadece insanlar ve melekler için kullanıldığı göz önüne alındığında, buradaki isimlerin meleklerin ve Adem soyunun isimleri olduğunu söylemenin daha doğru olacağını belirtmiştir.
Taberi, Kur'an'da insan ve meleklerin yanı sıra diğer varlıklar için de bu zamirin kullanıldığı durumlar olsa da, asıl olarak insan ve melekler için kullanılmasının daha uygun olduğunu belirterek, buradaki isimlerin meleklerin isimleri olduğunu söylemenin daha doğru olacağını ifade etmiştir.
Taberi, Abdullah b. Abbas'ın "Buradaki isimlerden kasıt, bütün eşyanın ismidir" derken, Übey b. Ka'b'ın bu ayeti okuyuş şekline dayanmış olabileceğini belirtmiştir. Buna göre zamiri kullanılmıştır ki bu zamir, canlı ve cansız tüm varlıklar için kullanılır.
Ayette: "Sonra onları meleklere göstererek şöyle dedi" denilmektedir. Burada geçen "Onlar" ifadesinden kastedilen, daha önce de belirtildiği üzere, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud, Katade ve Mücahid'e göre bütün eşyanın ismidir. İbn-i Zeyd'e göre ise Adem soyundan gelen tüm insanların ismidir.
Ayette: "Eğer doğru söylüyorsanız" ifadesi geçmektedir. Tefsir alimleri, meleklerin hangi konuda doğru söyledikleri meselesinde farklı görüşler belirtmişlerdir.
Dehhak'ın Abdullah b. Abbas'tan aktardığına göre İbn-i Abbas, ayetin bu bölümünü şöyle açıklamıştır: "Eğer sizler benim yeryüzünde halife yaratmayacağım sözünüzde haklıysanız, şunların isimlerini bana söyleyin."
Ebû Malik ve Ebû Salih'in İbn-i Abbas'tan, Mürre'nin de İbn-i Mes'ud'dan ve diğer bazı sahabelerden aktardığına göre, onlar ayetin bu bölümünü şöyle açıklamışlardır: "Sizler, Ademoğullarının yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökecekleri iddianızda haklıysanız, şunların isimlerini bana söyleyin."
Hasan-ı Basri ve Katade ise ayetin bu bölümünü şöyle açıklamışlardır: "Eğer sizler benim yaratacağım her varlıktan daha bilgili olacağınız iddianızda haklıysanız, şunların isimlerini bana söyleyin."
Taberi, bu açıklamalardan ikincisinin daha doğru olduğunu belirtmiş ve bu açıklamaya göre ayetin anlamının şöyle olduğunu aktarmıştır: "Ey, 'Sen bizi bırakıp da yeryüzünde fesat çıkarıp kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek yüceltiyor ve eksikliklerden arındırıyoruz' diyen melekler! Eğer 'Bizim dışımızda birini yeryüzünde halife yaparsan, onun soyu sana isyan eder, yeryüzünde fesat çıkarır ve kan döker. Halifeyi bizden yapacak olursan, o halife sana itaat eder, emirlerine uyar ve seni överek yüceltir, eksikliklerden arındırır' iddianızda haklıysanız, şunların isimlerini bana söyleyin bakalım. Eğer sizler, bunlar gözünüzün önünde dururken isimlerini bilemezseniz ve sizin dışınızda biri de benim kendisine öğretmemle bunları bilecek olursa, sizler gözünüzün görmediği ve henüz var olmayan şeyleri nereden bileceksiniz? Öyleyse bilmediğiniz bir şeyi bana sormayın. Çünkü ben sizin için de diğer yaratıklarım için de neyin daha uygun olduğunu çok iyi bilirim."
Taberi şöyle der: "Yüce Allah'ın bu ayette meleklere sitem etmesi, oğlunun neden suda boğulduğunu soran Nuh'a, şu ayetlerdeki sitemine benzer: "Nuh Rabbine seslenerek, "Rabbim! Kuşkusuz oğlum ailemdendi. Senin ailemi kurtarma vaadin haktır. Sen hükmedenlerin en adilisin" dedi. Allah şöyle buyurdu: "Ey Nuh! O senin ailenden değildir. Çünkü o, iyi olmayan bir iş yapmıştır. Öyleyse bilmediğin bir şeyi benden isteme. Cahillerden olmaman için sana öğüt veriyorum." Nuh dedi ki: "Rabbim! Bilmediğim bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer beni affetmez ve bana merhamet etmezsen, kaybedenlerden olurum." (Hud Suresi, 11/45-47) Melekler de hata ettiklerini anlayınca Allah'a tövbe etmişler ve şöyle demişlerdir:
(31. ayet)