Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Bir zamanlar Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım." Melekler de şöyle dediler: "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek yüceltiyor ve noksan sıfatlardan arındırıyoruz." Allah da onlara: "Şüphesiz ben, sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi.
Bir zamanlar Rabbin, meleklere, yaratacağı Âdem'i kastederek şöyle demişti: "Yeryüzünde yarattıklarım arasında hükmetmekte beni temsil edecek bir halife yaratacağım." Melekler de: "Ey Rabbimiz, bize bildir, sen yeryüzünde fesat çıkaracak ve kan dökecek birini yaratıp da halifeni bizden yapmayacak mısın? Oysa biz seni överek yüceltiyor ve noksan sıfatlardan arındırıyoruz." dediler. Allah da onlara: "Şüphesiz ben, Âdem ve İblis konusunda sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim." dedi.
Yüce Allah, bundan önceki ayette yeryüzünü, gökleri ve onlarda bulunanları yaratıp insanoğlunun hizmetine sunarak ona bahşettiği nimetlerini anmış; bu kutsal ayette ise, hem bizim hem de o günahkârların atası olan Hz. Âdem'i yaratacağını ve onu yeryüzünde halife kılacağını bildirmiştir. Bundan sonra gelen kutsal ayetlerde de Hz. Âdem'in, İblis'in fısıltılarına uyarak Rabbinin yasağını çiğnediğini, bu yüzden cezalandırıldığını; daha sonra ise yaptığı hatadan dolayı tövbe edip o hatadan vazgeçmesi üzerine onu affettiğini; ancak Allah'a isyan eden İblis'in isyanında direttiği için onu dünyada lanete uğrattığını, ahirette ise ebedi olarak devam edecek cehennem azabına sokacağını bildirmiştir.
Böylece Yüce Allah, insanlardan günahkâr ve inkârcı olanlardan, tövbe edip kendisine yönelenler hakkındaki hükmüne ve isyanında ısrar eden kibirliler hakkındaki yargısına dair uyarıda bulunsun. Onlar da düşünüp ibret alsınlar, Hz. Muhammed'in hak peygamber olduğunu anlasınlar, onun Allah katından getirdiklerinin doğru olduğuna inansınlar. Çünkü Hz. Muhammed'in Allah katından getirdiği şeyler, Kitap Ehli'nin kitaplarında da bulunan hükümlerdir. Onlar bu tür şeylere yabancı değiller. O halde Hz. Muhammed'e diğer insanlardan daha önce onlar iman etmelidir.
Kutsal ayette geçen ve "Bir zaman" diye tercüme edilen kelimesi, Basra âlimlerinin bir kısmı tarafından "Anlam ifade etmeyen fazladan bir harftir" şeklinde açıklanmaya çalışılmışsa da, Taberi bunun yanlış olduğunu, kelimesinin belli olmayan bir zamanı ifade ettiğini ve kendisinden önce "Hatırlayın" anlamında bir kelimenin varsayıldığını ve ayetin anlamının "Hatırlayın bir zaman Rabbin meleklere..." şeklinde olduğunu söylemiştir. "Melekler" anlamına gelen kelimesi ise kelimesinin çoğuludur. kelimesinin aslı da dür. Hemze düşürülmüş ve harekesi Lam'a verilmiştir. Bu kelime "Göndermek" anlamına gelen kökünden türetilmiştir. Meleklere bu adın verilmesi, Allah'ın Peygamberine ve kullarına gönderdiği elçileri olmalarındandır.
Kutsal ayette geçen "Yeryüzü" kelimesinden kasıt, bazı âlimlere göre "Mekke-i Mükerreme'dir". Ayette geçen "Halife" kelimesinin anlamı ise, "Gidenin yerine gelen" demektir. Bu konuda başka bir ayette şöyle buyrulmaktadır: "Sonra da sizi o nesillerin ardından, ne yapacağınızı görmemiz için yeryüzünde halifeler kıldık." (10/4)
Eğer denilecek olursa ki: "Yeryüzünü Hz. Âdem'den önce imar eden kim vardı ki Yüce Allah meleklere, onların yerine yeryüzünü imar edecek olan Hz. Âdem'i yaratacağını bildirdi?" Ona cevaben denilir ki: "Bu konuda müfessirler çeşitli açıklamalarda bulunmuşlardır:"
Abdullah b. Abbas'tan nakledilen bir görüşe göre, Hz. Âdem daha önce yeryüzünde yaşayan ve orada bozgunculuk çıkardıkları için yok edilen cinlerin yerine yeryüzünde halife olarak yaratılmıştır. Dehhak, Abdullah b. Abbas'ın şunları söylediğini rivayet etmiştir: Yeryüzünde ilk yaşayan cinlerdi, onlar orada bozgunculuk çıkardılar, kan döktüler ve birbirlerini öldürdüler. Bunun üzerine Allah onlara, meleklerden oluşan bir ordusuyla birlikte İblis'i gönderdi. İblis, beraberindekilerle birlikte cinlere karşı savaştı. Onları adalara ve dağların zirvelerine kaçmaya zorladı. Sonra Yüce Allah Âdem'i yarattı. Onu yeryüzünde cinlerin yerine getirdi.
Hasan-ı Basri ise, bu ayette geçen "Halifeliği" şöyle açıklamıştır: "Ben, yeryüzünde soyu birbirlerine halife olacak Âdem'i göndereceğim." Buna göre Hz. Âdem'in soyundan gelenler hem Âdem'in hem de birbirlerinin halifeleri olacaklarından, Âdem'e "Yeryüzüne gönderilecek Halife" adı verilmiştir.
Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Mes'ud'dan nakledilen başka bir görüşe göre, ayette geçen "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım." ifadesinden kasıt, Yüce Allah'ın yeryüzüne, Hz. Âdem'i, kulları arasında hüküm verme bakımından halifesi olarak göndermesidir. Bu sahabeler, ayeti açıklarken şöyle demişlerdir: "Yüce Allah meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım." deyince melekler: "Ey Rabbimiz, bu halife nasıl bir şey olacak?" dediler. Yüce Allah: "O, yeryüzünde bozgunculuk çıkaran, birbirlerini kıskanan ve birbirlerini öldüren soyların atası olan bir kişi olacaktır." buyurmuştur.
Müfessirler, bu kutsal ayete dayanarak, insanlar arasında çıkacak anlaşmazlıkları çözüme kavuşturması, zalimden mazlumun hakkını alması, cezaları uygulaması, hayasızlığı önlemesi ve devlet yönetimiyle ilgili tüm görevleri yerine getirmesi için halife seçmenin vacip (farz derecesinde gerekli) olduğunu söylemişlerdir. İşte halife olacak bu kişide şu özelliklerin bulunması da şarttır:
a- Halifenin erkek olması: Kadından halife olmaz. İran Kisrası'nın kızının İranlılar tarafından kendilerine kraliçe seçildiğini duyan Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Yönetimlerini kadına teslim eden bir topluluk asla kurtuluşa eremez." (Buhari. K. el-Meğazi, bab: 82, K. el-Fiten, bab: 18/Tirmizi, K. el-Fiten bab, 75. Hadis No: 2264/Nesai, K. el-Kur'an. bab: 8/Ahmed b. Hanbel, Müsned c. 5, s. 43, 51)
b- Özgür olması: Halife özgür bir kişiden olur. Köleden halife olmaz. Zira köle efendisine bağlıdır, bağımsız hareket edemez.
c- Ergenliğe ermiş olması: Henüz ergenliğe ermemiş çocuklar sorumlu değildirler. Halifelik gibi ağır bir görev böyle birine verilemez.
d- Müslüman olması: İnkârcıların Müslümanlar üzerine otorite kurmaları kabul edilemez. Bu konuda Yüce Allah başka bir ayette şöyle buyuruyor: "... Allah, aranızda hükmedecek ve Müslümanlara karşı, inkârcılara asla yol vermeyecektir." Nisa suresi 4/141
e- Halifenin adaletli olması
f- Müçtehit olması
g- İleriyi gören bir kimse olması
h- Bedence sağlam olması
ı- Savaş yönetmesini bilmesi
i- Kureyş'ten olması (Bu şart tartışmalıdır. İbn-i Kesir, c. 1, s.72)
Kutsal ayette, meleklerin, "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dedikleri geçmektedir.
Taberi diyor ki: "Eğer denilecek olursa ki, Yüce Allah'ın meleklere, yeryüzünde bir halife yaratacağını bildirmesi üzerine melekler ona nasıl "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" diyebilmişlerdir? Çünkü o anda ne Âdem ne de soyu yaratılmıştır ve onların ne yapacaklarını da bilemezlerdi. Melekler bu sözü gaybı (bilinmeyeni) bilerek mi söylediler yoksa tahmin yürüterek mi? Elbette ki bu iki ihtimal de meleklere yakışan bir şey değildir. O halde melekler, Yüce Allah'a bu soruyu nasıl sormuşlardır? Müfessirler bu soruya farklı şekillerde cevap vermişlerdir."
a- Dahhak'ın Abdullah b. Abbas'tan aktardığı bir rivayete göre Abdullah b. Abbas, meleklerin bu sorularını şöyle açıklamıştır: Yüce Allah, Hz. Âdem'den önce cinleri yaratmıştı. Onlar yeryüzünde bozgunculuk yapmış ve kan dökmüşlerdi. Yüce Allah da İblis'in başkanlığında özel bir grup meleği göndererek onlarla savaşmalarını sağlamış ve onları yenilgiye uğratmıştır. Yüce Allah bu özel meleklere, yeryüzünde bir halife yaratacağını bildirince onlar da önceki bilgilerine dayanarak: "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın?" diye sormuşlardı. Dahhak, Abdullah b. Abbas'tan aktarılan bu rivayeti şöyle anlatır: "İblis" vücudun gözeneklerinden geçebilen çok sıcak bir ateşten yaratılmış ve kendilerine "Cin" adı verilmiş, melekler sınıfından biriydi. Adı "Haris"ti ve cennetin bekçilerinden biriydi. Bu sınıfın dışındaki bütün melekler ise nurdan yaratılmışlardır. Kur'an-ı Kerim'de bahsedilen diğer cinler ise dumansız saf alevden yaratılmıştır.
Yeryüzünde ilk olarak cinler yaşamıştır. Onlar orada bozgunculuk yapmışlar, kan dökmüşler ve birbirlerini öldürmüşlerdi. Bunun üzerine Allah, İblis'in liderliğindeki, meleklerden bir sınıf olan cinleri onların üzerine göndermişti. İblis ve beraberinde bulunan melekler, yeryüzünde yaşayan cinlerle savaşmışlar, onların denizlerdeki adalara ve dağların zirvelerine kaçıp sığınmalarını sağlamıştır. İblis bunu yapınca gururlanmış ve "Ben, şimdiye kadar hiç kimsenin yapmadığı bir şeyi yaptım." demiştir. Yüce Allah, elbette İblis'in kalbine gelen bu gururu bilmiş, fakat onunla birlikte savaşan diğer melekler bunu bilememişlerdi. Yüce Allah'ın bu meleklere; "Ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım." demesi üzerine melekler: "Orada, daha önce cinlerin çıkardığı gibi fesat çıkaracak ve onların kan döktükleri gibi kan dökecek varlıklar mı yaratacaksın? Oysa biz oraya, onların bu hallerinden dolayı gönderilmiştik." dediler. Yüce Allah da meleklere; "Şüphesiz ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi. Yani sizin, şeytanın kalbindeki gurur ve kibiri bilmediğinizi bilirim." diye cevap verdi. Sonra Yüce Allah, Âdem'in toprağının getirilmesini emretti. Toprağı getirildi. Yüce Allah, Âdem'i yapışkan ve kokuşmuş bir çamurdan bizzat kendi elleriyle yarattı. Âdem, kırk gece sırtüstü yatan bir ceset halinde bırakıldı. İblis gelip ona ayağıyla vuruyor, Âdem'in vücudu ses çıkarıyordu. Yüce Allah bu durumu açıklayan ayetinde şöyle buyuruyor: "Allah insanı, vurulduğunda testi gibi ses çıkaran kuru bir balçıktan yarattı." (Rahman Suresi, 55/14)
İblis, Âdem'in ağzından girip arkasından çıkıyor, arkasından girip ağzından çıkıyordu ve şöyle diyordu: "Sen, sadece ses çıkarmak için yaratılmadın. Elbette ki bir amaç için yaratıldın. Yemin olsun ki eğer ben sana musallat olursam mutlaka seni helak ederim. Şayet sen bana musallat olursan mutlaka sana isyan ederim."
Allah, Âdem'e kendi ruhundan üfleyince ruh Âdem'in baş tarafından girdi. Ruhun ulaştığı her yerini et ve kana dönüştürdü. Ruh, göbeğine kadar ulaşınca Âdem vücuduna baktı ve onun güzelliğini beğendi. Hemen ayağa kalkmak istedi fakat kalkamadı. Yüce Allah bu konuda da şöyle buyuruyor: "...İnsan çok acelecidir." (İsra Suresi, 17/11)
Ruh, Âdem'in vücudunun her tarafına ulaşınca Âdem aksırdı ve Allah'ın kendisine ilham etmesiyle "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun." dedi. Allah da ona: "Ey Âdem, Allah da sana merhamet etti." dedi. Sonra Allah, gökteki bütün meleklere değil, sadece İblis'le beraber bulunan ve özel bir sınıf olan meleklere: "Âdem'e secde edin." dedi. O meleklerin hepsi Âdem'e secde ettiler. Sadece İblis direndi ve kibirlendi. İblis: "Ben ona secde etmem. Çünkü ben ondan daha hayırlıyım. Yaşça daha büyüğüm, yaratılış bakımından daha güçlüyüm. Çünkü beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın. Ateş çamurdan daha kuvvetlidir." dedi. İblis secde etmemekte direnince Allah onu susturdu, bütün hayırlardan mahrum etti ve isyanına bir ceza olmak üzere kovulmuş şeytan yaptı.
Sonra Yüce Allah, Âdem'e bugün insanların bildiği bütün varlıkların isimlerini öğretti. Bu isimler, insanlara, canlı varlıklara, yeryüzüne, denizlere, dağlara ve benzeri şeylere ait isimlerdi. Sonra Allah bu isimleri, vücudun gözeneklerinden geçebilecek nitelikteki ateşten yaratılan ve "Cin" diye adlandırılan özel melekler sınıfına sordu. Onlara: "Eğer sizler benim, yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak bir halife yaratacağıma dair bilginizin doğru olduğunu iddia ediyorsanız, şu varlıkların isimlerini bana söyleyin bakalım." dedi. Melekler, Allah'ın kendilerini, gaybla ilgili konuşmalarından dolayı hesaba çektiğini anlayınca: "Biz seni, gaybı senin dışında herhangi bir kimsenin bilmesinden tenzih ederiz. Biz sana tövbe ettik. Senin bize öğrettiğinin dışında bizim herhangi bir bilgimiz yoktur." dediler.
Allah Âdem'e: "Bu varlıkların isimlerini sen söyle." dedi. Âdem varlıkların isimlerini söyleyince Allah meleklere: "Ey Melekler, ben size dememiş miydim ki, göklerin ve yerin gaybını ancak ben bilirim. Benim dışımda kimse bilemez. Sizin, açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilirim. Yani sizin açıktan söylediğiniz şeyleri de, İblis'in içinde sakladığı kibir ve gururu da bilirim." dedi.
Görüldüğü gibi bu rivayete göre Yüce Allah, meleklerden, İblis'in sınıfından olan özel bir gruba, yeryüzünde halife yaratacağını bildirmiştir. Bu grup da daha önce yeryüzünde yaşayan ve fesat çıkaran cinlere karşı savaştıkları için, yeni yaratılacak olan halifenin de bozgunculuk yapacağını ve kan dökeceğini sanmışlar, böylece bilemeyecekleri gayba dair fikir yürütmüşlerdir. Yüce Allah da onları, gaybı bilemeyeceklerini belirterek uyarmış, bu tahminleriyle hataya düştüklerini bildirmiştir. Bunun üzerine melekler de hatalarını anlayıp Allah'a tövbe etmişler, O'ndan başka herhangi bir varlığın gaybı bilemeyeceğini ifade etmişlerdir.
b- Ebû Mâlik ve Ebû Salih'in, Abdullah b. Abbas'tan, Mürre'nin Abdullah b. Mes'ud'dan ve diğer sahabelerden aktardıkları başka bir görüşe göre, meleklerin Yüce Allah'a "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın?" şeklindeki soruları şu şekilde açıklanmıştır: "Yüce Allah meleklere, yeryüzünde bir halife yaratacağını, o halifenin soyundan gelenlerin yeryüzünde bozgunculuk yapacaklarını, birbirlerini kıskanacaklarını ve birbirlerini öldüreceklerini bildirmiş; bunun üzerine melekler de: "Ey Rabbimiz, orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve tenzih ediyoruz." dediler. Allah da: "Şüphesiz sizin bilmediklerinizi ben bilirim." dedi. Yani İblis'in kalbinde taşıdığı gururu bilirim." veya "Yeryüzüne göndereceğim halifenin soyundan gelen insanların bir kısmının peygamberler ve itaatkâr kullar olacaklarını bilirim. Siz bunu bilmiyorsunuz. Halifenin soyundan gelen bütün insanların fesat çıkaracaklarını ve kan akıtacaklarını zannediyorsunuz." demek istedi.
Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Mes'ud'dan aktarılan bu rivayet, özetle şöyledir: Yüce Allah, dilediği şeyleri yarattıktan sonra Arş'a yöneldi. İblis'i de dünya semasına egemen kıldı. İblis, cennetin bekçileri oldukları için "Cin" diye adlandırılan özel bir melek sınıfındandı. İblis, egemenliğiyle birlikte cennetin bekçiliğini de üstleniyordu. Kalbine bu yüzden gurur yerleşti ve kendi kendine şöyle dedi: "Allah, meleklerden üstün olan bu rütbeyi bendeki bir meziyetten dolayı bana verdi." Yüce Allah, İblis'in kalbindeki bu gururu biliyordu. Bu sebeple Yüce Allah meleklere "Şüphesiz ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım." dedi. Melekler "Bu halife nasıl bir varlık olacak?" dediler. Allah, "Onun, yeryüzünde bozgunculuk yapacak, birbirlerini kıskanacak ve öldürecek bir nesli ortaya çıkacak." dedi. Melekler de: "Ey Rabbimiz, sen orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve noksan sıfatlardan arındırıyoruz." dediler. Allah da onlara: "Şüphesiz ben, sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi. Yani, İblis'in kalbindeki gururu ve kibri bildiğini kastetti.
Allah, yeryüzünden çamur getirmesi için Cebrail'i gönderdi. Yeryüzü "Benden bir şey eksiltmenden veya beni kusurlu kılmandan Allah'a sığınırım." dedi. Cebrail eli boş döndü ve dedi ki: "Ey Rabbim, yeryüzü sana sığındı. Ben de onun bu sığınmasını kabul ettim." Bunun üzerine Allah, Mikail'i gönderdi. Yeryüzü ondan da Allah'a sığındı. Mikail de onun sığınmasını kabul ederek eli boş döndü ve Cebrail'in söylediklerini söyledi. Bundan sonra ölüm meleği Azrail'i gönderdi. Yeryüzü ondan da Allah'a sığındı. Azrail de ona: "Ben de Allah'ın emrini yerine getirmeyip eli boş dönmekten Allah'a sığınırım." dedi. Yeryüzünün farklı yerlerinden toprak alıp birbirine karıştırdı. Topraklardan bir kısmı kırmızı, bir kısmı beyaz, diğer bir kısmı ise siyahtı. Bu sebeple Âdem'in soyundan gelen insanlar çeşitli renklerde oldular. Azrail toprağı alıp yukarı götürdü. Toprağı ıslattı. Toprak yapışkan bir çamur haline geldi. Onu, kokuşmuş bir hal alana kadar bekletti.
Kutsal ayet bu konuyu şöyle açıklıyor: "Şüphesiz biz insanı, vurulduğu zaman ses çıkaran işlenebilir kara topraktan oluşmuş kuru bir balçıktan yarattık." (Hicr suresi, 15/26)
Yüce Allah, daha sonra meleklere şöyle buyurdu: "Hani bir zaman Rabbin, meleklere 'Ben balçıktan bir insan yaratacağım, şeklini tamamlayıp ruhumdan üflediğim zaman hemen ona secde edin.'" (Sad suresi, 38/71-72)
Yüce Allah, Âdem'i bizzat kendi eliyle yarattı ki İblis ona karşı kibirlenmesin ve ona "Benim, kendi elimle yaratmaktan kibirlenmediğim bir varlığa karşı sen mi kibirleneceksin?" demiş olsun. Allah, Âdem'i bir insan olarak yarattı. Âdem kırk yıl, çamurdan bir ceset olarak kaldı. Bu süre, Âdem'in yaratıldığı Cuma gününün süresidir.
Âdem'in yanından geçen melekler onu görünce korktular. Ondan en çok rahatsız olan İblis'ti. İblis, Âdem'in yanından geçerken ona vuruyor ve Âdem'in vücudu, testinin çıkardığı gibi bir ses çıkarıyordu. İblis ona "Sen bir şey için yaratıldın ama ne için olduğunu bilemiyorum." diyordu. Onun ağzından girip arkasından çıkıyordu. Meleklere: "Bundan korkmayın, çünkü sizin Rabbiniz Samed'dir, yani her ihtiyacın kendisine arz edildiği, hiçbir şeye muhtaç olmayandır. Bu ise içi boş bir varlık. Yemin olsun ki eğer ben ona musallat olursam onu mutlaka helak ederim." dedi.
Âdem'e ruh üfleme zamanı gelince Allah meleklere "Ben ona ruhumdan üflediğim zaman siz ona secde edin." dedi. Ona ruh üfleyince ruh baş tarafından içine girdi. Âdem aksırdı. Melekler ona "Elhamdülillah de" dediler. Âdem de "Elhamdülillah" dedi. Allah da Âdem'e "Yerhamükellah" (Allah da sana merhamet etsin) dedi. Ruh, Âdem'in gözlerine ulaşınca o, cennetin meyvelerine bakmaya başladı. Ruh, içine doğru ilerledikçe Âdem yemek yeme ihtiyacı hissetti. Ruh, henüz ayaklarına ulaşmadan cennetin meyvelerini toplamakta acele etmek için ayağa kalkmak istedi. Bu konuda Yüce Allah: "İnsan aceleci bir tabiatta yaratılmıştır." (Enbiya suresi, 21/37) buyurmuştur.
Bütün melekler Âdem'e secde ettiler. İblis karşı çıktı. Secde edenlerle birlikte secde etmedi. Kibirli davrandı ve inkârcılardan oldu.
Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurdu: "Sana emrettiğimde seni secde etmekten alıkoyan neydi?" İblis "Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten onu ise çamurdan yarattın." dedi. Yüce Allah da "Öyleyse in oradan. Orada büyüklük taslamak senin haddine değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın." (A'raf suresi, 7/12-13) buyurdu.
Allah, Âdem'e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra meleklere "Eğer sizlerin, Âdemoğlunun bütün soyunun, yeryüzünde bozgunculuk çıkaracaklarına ve kan akıtacaklarına dair gayb bilginiz doğru ise şu varlıkların isimlerini bana bildirin." dedi. Melekler de "Seni tesbih ederiz. Bize öğrettiklerinin dışında hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen, her şeyi çok iyi bilensin, hüküm ve hikmet sahibisin." dediler. Allah: "Ey Âdem, varlıkların isimlerini onlara bildir." dedi. Âdem de onlara varlıkların isimlerini söyleyince Allah "Ben size, göklerin ve yerin gaybını bilirim ve sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilirim demedim mi?" (Bakara suresi, 2/31-32) buyurdu.
Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Mes'ud burada, meleklerin açıkladıkları şeylerden kastın, meleklerin "Yeryüzünde bozgunculuk yapacak olan birini mi yaratacaksın?" şeklindeki sözleri, gizledikleri şeylerden kastın ise İblis'in içinde gizlediği kibir duygusu olduğunu söylemişlerdir.
Taberi, "Bu ikinci rivayetin başlangıcı birinci rivayete aykırı, sonu ise uyumludur." demiş ve bu ikinci rivayeti yorumlayarak birinci rivayete uygun hale getirmeye çalışmıştır.
c- Katade'den aktarılan bir görüşe göre o, meleklerin, tahminlerine dayanarak Yüce Allah'a: "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediklerini söylemiştir.
Katade'den ve Hasan-ı Basri'den aktarılan başka bir görüşe göre ise Allah, meleklere, yeryüzünde yaratılan herhangi bir varlık olursa orada bozgunculuk çıkaracaklarını ve kan dökeceklerini bildirmiştir. Âdem'i yaratacağını açıklayınca da melekler bu görüşlerine dayanarak Yüce Allah'a: "Yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini nasıl yaratacaksın?" demek istemişlerdir.
Bu konuda Hasan-ı Basri ve Katade'den şunlar aktarılmaktadır: "Allah meleklere, "Şüphesiz ben yeryüzünde bir halife yaratacağım." dedi. Onlar görüşlerini dile getirdiler. Allah da onlara bazı bilgiler öğretti, bazılarını ise öğretmedi. Melekler, Allah'ın kendilerine öğrettiği bilgiye dayanarak, "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler. Çünkü melekler, Allah'ın kendilerine öğrettiği bilgiyle biliyorlardı ki, Allah katında kan dökmekten daha büyük bir günah yoktur. İşte bu yüzden bu soruyu sordular. Ve "Oysa biz seni överek tesbih ediyoruz ve tenzih ediyoruz." dediler. Allah da onlara, "Ben sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum." dedi. Allah, Âdem'i yaratmaya başlayınca melekler kendi aralarında şöyle fısıldaştılar: "Rabbimiz yaratmak istediği şeyi yaratsın. Elbette ki o, bizden daha bilgili ve daha üstün bir varlık yaratmayacaktır." Allah, Âdem'i yaratıp ona ruhundan üfleyince, meleklere Âdem'e secde etmelerini emretti ve Âdem'i onlardan üstün kıldı. Böylece melekler de Âdem'den üstün olmadıklarını anlamış oldular. Fakat bu defa, "Biz Âdem'den daha hayırlı değilsek bile, ondan daha bilgiliyiz. Çünkü biz ondan daha önce vardık. Ondan önce başka ümmetler de yaratıldı." dediler. Melekler bilgileriyle övününce Allah onları bu konuda sınadı. Âdem'e eşyanın isimlerini öğretti, sonra onları meleklere gösterdi ve onlara, "Eğer sizler, benim sizden daha bilgili bir varlık yaratamayacağım düşüncenizde haklıysanız, şu eşyanın isimlerini bana söyleyin bakalım." dedi. Bunun üzerine her müminin yapacağı gibi onlar da tövbe ettiler ve "Seni tesbih ederiz. Bize öğrettiklerinin dışında hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz ki sen her şeyi çok iyi bilensin, hüküm ve hikmet sahibisin." dediler. Allah da, "Ey Âdem, eşyanın isimlerini onlara bildir." dedi. Âdem de onlara eşyanın isimlerini söyleyince Allah, "Ben size, göklerin ve yerin gaybını bilirim ve sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilirim demedim mi?" dedi. Bakara sûresi, 2/32, 33. Burada bahsedilen ve meleklerin açığa vurdukları söylenen şeyden kasıt: "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" sözleridir. Meleklerin gizledikleri şeylerden kasıt ise, birbirlerine "Biz o halifeden daha hayırlı ve daha bilgiliyiz." demeleridir.
d- Rebi' b. Enes bu ayetin açıklamasında şöyle demiştir: "Allah, melekleri çarşamba, cinleri perşembe, Âdem'i de cuma günü yaratmıştır. Cinlerden bir topluluk inkâra sapmıştır. Bu yüzden melekler yeryüzüne iniyor ve cinlerle savaşıyorlardı. Yeryüzünde kan dökülüyor ve fesat kol geziyordu. Yüce Allah, yeryüzünde halife yaratacağını bildirdiğinde, bu durumu bilen melekler, "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler. Yüce Allah'ın bu halifeyi mutlaka yaratacağını anlayınca da birbirlerine, "Allah hiçbir varlık yaratmaz ki, biz ondan daha bilgili ve daha üstün olmayalım." dediler. Yüce Allah da meleklere, Âdem'i daha üstün kıldığını bildirmek için ona eşyanın ismini öğretti ve meleklere, "Üstün olduğunuz iddianızda haklıysanız şu eşyanın ismini bana söyleyin." dedi. Melekler, düşüncelerinin yanlış olduğunu anlayarak Allah'a tövbe ettiler. Allah da onlara, "Ben sizin açığa vurduğunuz şeyleri de bilirim, gizlediğiniz şeyleri de bilirim." buyurdu. Burada meleklerin açığa vurdukları şeylerden kasıt: "Orada bozgunculuk çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" demeleridir. Gizledikleri şeylerden kasıt ise: "Allah hiçbir varlık yaratmaz ki, biz ondan daha üstün ve daha bilgili olmayalım." sözleridir. Melekler sonunda Allah'ın, Âdem'i hem bilgi hem de rütbe bakımından kendilerinden daha üstün kıldığını anlamışlardır.
e- İbn-i Zeyd bu ayetin açıklamasında şöyle demiştir: "Allah, cehennem ateşini yaratınca melekler ondan çok korktular ve "Ey Rabbimiz, bu ateşi ne için yarattın?" dediler. Yüce Allah, "Yaratıklarımdan bana karşı gelenler için." dedi. O zaman da Yüce Allah'ın, meleklerin dışında herhangi bir yaratığı yoktu. Yeryüzünde kimse bulunmuyordu. Âdem daha sonra yaratıldı. Şöyle ki şu ayet bunu ifade etmektedir: "Gerçekten insanın üzerinden öyle bir zaman geçti ki o vakit insan, adı anılan bir şey değildi." İnsan sûresi, 76/1. Melekler, "Ey Rabbimiz, bizim sana isyan edeceğimiz bir zaman da mı gelecek?" dediler. Çünkü onlar, kendilerinin dışında varlıklar yaratılacağını sanmıyorlardı. Yüce Allah onlara, "Hayır, öyle bir zaman olmayacak. Fakat ben yeryüzünde varlıklar yaratacağım. Onların içinde bir de halife var edeceğim. O yaratıklar kan dökecekler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaracaklar." buyurdu. Bunun üzerine melekler, "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? Sen bizi seçkin varlıklar yaptın. Bizi oraya gönder. Biz seni överek tesbih ederiz ve her türlü eksiklikten arındırırız. Orada sana itaat ederiz." dediler. Melekler, Yüce Allah'ın yeryüzünde kendisine isyan edecek varlıklar yaratmasını büyük bir olay olarak gördüler. Yüce Allah onlara, "Ben sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum. Ey Âdem, sen bunlara isimlerini bildir." dedi. Âdem de onların isimlerini söyledi. Melekler, Yüce Allah'ın Hazret-i Âdem'e verdiği bilgiyi anlayınca onun üstünlüğünü kabullendiler. Sadece İblis bunu kabullenmedi, diretti ve "Ben ondan daha hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan." dedi. Yüce Allah da ona, "İn buradan aşağı. Senin burada kibirlenmeye hakkın yoktur." dedi.
İbn-i Cüreyc, meleklerin "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" şeklindeki sorularının, Yüce Allah'ın daha önce kendilerine, yaratacağı halife ve onun soyu hakkında verdiği bilgiden kaynaklandığını söylemiştir.
Diğer bazı âlimler ise, meleklerin bu sorularının, Yüce Allah'ın kendilerine, yaratacağı halife ve onun soyu hakkında bilgi vermesinden sonra meleklere bu konuda soru sorma yetkisi vermesinden kaynaklandığını söylemişlerdir. Yani melekler, yaratılacak halifenin ve soyunun yeryüzünde bozgunculuk çıkaracaklarını ve kan dökeceklerini öğrendikten sonra Yüce Allah'tan soru sorma izni almışlar ve hayretlerini belirterek, "Ey Rabbimiz, bunlar sana nasıl isyan edebilirler? Oysa sen onların yaratıcısısın." demişler. Yüce Allah da onlara, "Ben sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim." demiştir. Yani, bu tür itaatsizlikler, yaratacağım o varlıklardan da meydana gelecek, sizin bana itaat eder gördüğünüz bazı varlıklardan da ortaya çıkacaktır." demek istemiştir. Bu son cümle İblis'e işaret etmektedir. Böylece Yüce Allah, meleklerin bilgilerinin kendi bilgisine göre eksik olduğunu belirtmiştir.
Başka bazı âlimler de şöyle demiştir: "Melekler, "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" şeklindeki sorularını, Rablerinin yaptığı bir işe itiraz etmek için değil, meselenin özünü öğrenmek için sormuşlar, bir de kendilerinin Allah'ı tesbih ettiklerini bildirmek için sormuşlardır."
Diğer bazı âlimler de, meleklerin bu sorularını, bilmedikleri bir şey hakkında kendilerine yol gösterilmesi için sorduklarını söylemişlerdir.
Taberi, meleklerin Yüce Allah'a "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" şeklindeki sorularının hikmetinin, verilen haberin özünü öğrenme olduğunu söylemenin daha uygun olduğunu açıklamıştır. Yani melekler şunu demek istemişlerdir: "Ey Rabbimiz, sen bize bildir, sen yeryüzünde sıfatı bu olan birini halife yapıp da halifeni seni hamd ile tesbih ve tenzih eden bizlerden yapmayacak mısın?"
Taberi diyor ki: "Burada melekler her ne kadar Allah'ın, kendisine karşı gelecek birini yeryüzünde halife yapmasını yadırgamış olsalar da, Allah'ın bildirmiş olduğu bu habere itiraz etmemişlerdir."
Diğer görüşlere gelince, Allah'ın meleklere, kendi sıfatlarını taşıyacak bir halife yaratacağını bildirdikten sonra bu konuda onlara soru sorma izni verdiğini, meleklerin de böyle bir yaratılışa şaşırarak Allah'a soru sorduklarını iddia eden görüş, açık bir kanıtı olmadığı için kabul edilemez. Çünkü Allah'ın kitabını açıklarken herhangi bir delile dayanmayan bir görüş ileri sürmek doğru değildir.
Meleklerin, yeryüzüne gönderilecek halifeyi fesat çıkarmak ve kan dökmekle nitelendirmelerinin sebebi, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud ve Katade'den aktarıldığı üzere, daha önce Allah'ın meleklere halifenin böyle olacağını bildirmiş olmasından kaynaklanmış olabilir. Veya Dehhak'ın Abdullah b. Abbas'tan ve Rebi' b. Enes'ten aktardığı gibi, meleklerin halifeyi bu şekilde nitelendirmelerinin sebebi, yeryüzünde daha önce yaşadığı söylenen cinlerin davranışlarından elde ettikleri bilgiler olabilir. Yani melekler Rablerine: "Yeryüzünde daha önce yaşayan cinler gibi bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" diye sormuşlardır. Böylece melekler, geçmişteki bilgilerine dayanarak konuşmuşlar, geleceğe dair bir tahminde bulunmamışlardır.
Yine İbn-i Zeyd'den aktarıldığı gibi, meleklerin bu soruyu, Allah'ın yarattığı bir varlığın Allah'a nasıl isyan edebileceğine şaşarak sormuş olmaları da mümkündür. Ancak biz, Dehhak'ın Abdullah b. Abbas'tan aktardığı rivayeti ve İbn-i Zeyd'den aktarılan rivayeti geçerli görmedik. Çünkü elimizde, bunların güvenilir olduğunu gösteren kesin bir delil yoktur. Bu konuda ayetin en güzel yorumu, Allah'ın meleklere, halifesinin ve onun soyundan gelecek olanların yeryüzünde bozgunculuk yapacaklarını ve kan dökeceklerini bildirmesi üzerine, meleklerin de Allah'a: "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" diye sormuş olmaları şeklindeki yorumdur.
Taberi diyor ki: "Eğer denilecek olursa ki: "Allah'ın meleklere, yeryüzünde yaratacağı halifenin ve onun soyundan gelecek insanların bozgunculuk çıkaracaklarını ve kan dökeceklerini önceden bildirdiği nerede zikredilmekte ve nasıl anlaşılmaktadır?" Buna cevaben denilir ki: "Meleklere bu hususların bildirildiği, ayetin: "...Bir zaman Rabbin meleklere "Muhakkak ben yeryüzünde bir halife yaratacağım." kısmı ile "Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?" kısmı arasında, Allah'ın, "Bu halife ve onun soyundan gelenler yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve kan dökecekler." şeklinde gizli bir beyanının bulunmasından anlaşılmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de ve Arap dilinde bu gibi kısaltmalar pek çoktur. Biz bunu göz önünde bulundurarak bu yorum şeklini tercih ettik."
Ayeti kerimenin devamında: "Halbuki biz seni överek tesbih ediyoruz." buyurulmaktadır. Arapçada Allah'ı tesbih etmenin asıl anlamı, Allah'ı kendisine yakışmayan sıfatlardan arındırmak ve o sıfatlardan uzak olduğunu belirtmektir. Bu ayette geçen "Tesbih etmek"ten neyin kastedildiği hakkında çeşitli açıklamalar yapılmıştır.
Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud ve diğer bazı sahabelerden aktarılan bir görüşe göre buradaki: "Seni överek tesbih ediyoruz." ifadesinden maksat, "Senin için namaz kılıyoruz." demektir. Buna göre melekler Allah için namaz kıldıklarını bu ifade ile belirtmişlerdir. Bu konuda Said b. Cübeyr'den mürsel bir hadis rivayet edilmiştir.
Katade'ye göre ise bu ayette geçen "Tesbih"ten maksat, Allah'ı yüceltmek ve tesbih etmektir.
Taberi: "Halbuki biz seni överek tesbih ediyoruz." ifadesinden maksadın, "Biz seni överek ve sana şükrederek seni yüceltiyoruz." demek olduğunu söylemiştir.
Ayeti kerimede "Seni tenzih ediyoruz." diye tercüme edilen ifade geçmektedir. Takdis'in asıl anlamı, "Arındırmak ve yüceltmek"tir. Bu ayette geçen, meleklerin takdis etmelerinden maksat, "Biz seni, sana yakışan temiz sıfatlarla nitelendirir ve sana yakışmayan, kafirlerin nitelendirdiği temiz olmayan sıfatlardan da arındırırız." demektir.
Katade, meleklerin Rablerini takdis etmelerinden maksadın, Allah için namaz kılmaları olduğunu; Ebû Salih ve Mücahid ise Allah'ı ululamak ve yüceltmek olduğunu; İbn-i İshak da, "Allah'a karşı gelmemek ve Allah'ın sevmediği bir şeyi yapmamak." demek olduğunu söylemişler, Dehhak ise, "Allah'ı arındırmak" demek olduğunu belirtmiştir.
Taberi diyor ki: "Allah'ı takdis etmenin anlamının, onun için namaz kılmak ve onu yüceltmektir." diyenlerin görüşü, "Allah'ı, kafirlerin isnat ettikleri temiz olmayan sıfatlardan arındırmaktır." diyenlerin görüşünün içinde bulunmaktadır. Zira Allah için namaz kılmak ve Allah'ı ululamak, onu, kendisine layık olmayan sıfatlardan arındırmak demektir.
Ayeti kerimenin sonunda: "Allah da onlara "Şüphesiz ki ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi." buyurulmaktadır. Burada, Allah'ın bildiğini, meleklerin ise bilmediklerini belirttiği hususun ne olduğu hakkında farklı görüşler zikredilmiştir.
Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud, diğer bazı sahabeler ve Mücahid'e göre burada geçen ve Allah'ın bildiği, meleklerin ise bilmedikleri husustan maksat, İblis'in durumu ve içinde Allah'a isyan etme duygusunu taşıması ve gizlediği kibirdir. Allah bunu biliyordu, melekler ise bilmiyorlardı.
Katade'ye göre ise, Allah'ın bildiğini, meleklerin ise bilmediğini belirttiği husustan maksat, yeryüzüne gönderilecek halifenin soyundan Peygamberlerin, velilerin ve salih kulların gelmesidir. Melekler, yeryüzünde yaratılacak olan halifenin ve onun soyundan gelecek olan bütün insanların, orada bozgunculuk yapacaklarını ve kan dökeceklerini zannetmişler, Allah da onları uyarmış, yaratacağı halifenin soyundan itaatkar kulların da çıkacağını, meleklerin ise bunu idrak edemeyeceklerini bildirmek istemiştir.
Taberi, ayetin bu bölümünün her iki görüşü de kapsar şekilde olduğunu açıklamıştır. Buna göre Allah meleklere: "Ben sizin bilmediğiniz, İblis'in durumunu ve halifenin soyundan gelecek olanların hepsinin aynı olmadığını bilirim." demiştir