Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Onlar, sözleştikten sonra Allah'a verdikleri sözlerini bozarlar. Allah'ın birleştirilmesini emrettiği bağları koparırlar ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte bunlar ziyana uğrayanlardır.
Bu yoldan çıkanlar, Allah'ın Tevrat'ta Muhammed'in peygamberliğini kabul etmeleri, onu insanlara açıklamaları ve Allah'ın ayetlerini gizlememeleri konusunda kendilerinden aldığı sözü bozanlardır.
Bunlar, Allah'ın akrabaya iyi davranmayı ve ilişkileri kesmemeyi emretmesine rağmen, akrabalık bağını koparırlar; inkar ederek, günah işleyerek, haramları işleyerek ve Allah'ın Elçisi'ni yalanlayarak yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. Bunlar, Allah'ın rahmetinden alacakları payı kaybederek zarara uğramış olanlardır.
Bu ayette, haktan ayrılan münafıkların Allah'a verdikleri sözü bozdukları belirtilmektedir. Burada geçen "ahit" ve ahit verenlerin kimler olduğu konusunda müfessirler (ayet yorumcuları) çeşitli açıklamalar yapmışlardır:
Bir kısım alimlere göre, bu ayette geçen "Allah'ın ahdi"nden kasıt, Allah'ın kullarına Peygamberi Hz. Muhammed aracılığıyla kitabında gönderdiği emir ve yasaklardır. "Ahdi bozmaktan" kasıt ise, bu emir ve yasaklara uymamaktır. Bu açıklamaya göre ahdi bozanlar, Allah'ın itaatinden ayrılan ve fasık (yoldan çıkmış) olarak nitelendirilen münafıklardır.
Diğer bir kısım alimlere göre ise, bu ayette geçen "Allah'ın ahdi"nden kasıt, Allah'ın Tevrat'ı göndererek İsrailoğullarından, onunla amel edeceklerine, Hz. Muhammed gönderildiğinde de ona uyup getirdiklerini onaylayacaklarına dair aldığı sözdür. "Ahdi bozmaktan" kasıt ise, Hz. Muhammed (s.a.v.) geldikten sonra onun gerçek peygamber olduğunu bildikleri halde onu inkar etmeleri ve Tevrat'ta onunla ilgili bilgileri gizlemeleridir. Oysa Allah onlardan bu tür bilgileri gizlememeleri konusunda söz almıştı. Bu açıklamaya göre burada "ahdi bozanlar"dan kasıt, Kitap Ehli'nden olan kafirler ve münafıklardır.
Başka bir kısım alimlere göre bu ayette geçen "Allah'ın ahdi"nden kasıt, Allah'ın birliği hakkında ortaya koyduğu delilleri, emir ve yasakları hakkında Peygamberlerine verdiği mucizeleridir. Allah, varlığını ve birliğini gösteren delilleri ortaya koyarak, emir ve yasaklarını açıklayan peygamberlerine mucizeler vererek insanlardan iman etmeleri konusunda söz almış gibidir. Çünkü bu deliller ve mucizeler karşısında iman etmeleri ve Allah'ın emirlerine uymaları gerekir. Allah'ın ahdini bozmalarından kasıt ise, Allah'ın birliğini gösteren delillere rağmen O'nun tek olduğuna inanmamaları ve peygamberlere verilen mucizelere rağmen onları ve onlara gönderilen kitapları yalanlamalarıdır. Bu açıklamaya göre "ahdi bozanlar"dan kasıt, tüm müşrikler, kafirler ve münafıklardır.
Başka bir kısım alimlere göre bu ayette geçen "Allah'ın ahdi"nden kasıt, insanlar Hz. Adem'in soyundan gelirken, onları zerreler halinde çıkarıp kendilerinden Rableri olduğuna dair söz almasıdır. "Ahdi bozmalarından" kasıt ise, o zaman verdikleri sözü daha sonra tutmamalarıdır. Nitekim bu durum, şu ayette belirtilmektedir: "Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini (nesillerini) çıkarıp onları kendilerine şahit tutarak, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" demişti. Onlar da, "Evet, şahidiz ki sen bizim Rabbimizsin!" demişlerdi. Bu, kıyamet günü "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir." A'raf Suresi, 7/172
Taberi bu görüşlerden ikincisinin daha doğru olduğunu belirtmiş; ayetin, Resulullah'ın hicret ettiği Medine çevresinde yaşayan İsrailoğulları soyundan gelen kafir Yahudi hahamları ve müşrik münafıklar hakkında indiğini söylemiştir. Ancak ayetin, kafir olan Yahudi hahamları gibi herkesi ve münafık olan müşrikler gibi her ferdi de kapsayıcı nitelikte olduğunu da belirtmiştir. Ve bu görüşü tercih etmesinin sebebinin, Bakara Suresi'nin beşinci ayetinden sonraki ayetlerin, Tevrat'ta verdikleri sözü bozan Yahudi hahamlarını anlatması ve şu ayetin de bunu açıklaması olduğunu söylemiştir. Ayette şöyle buyrulmaktadır: "Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diye söz almıştı. Onlar ise o sözü arkalarına atıp az bir değere sattılar. Ne kötü bir alışveriştir bu!" Âl-i İmran Suresi, 3/187
Ayrıca şu ayette de Kitap Ehli'nin ahdi nasıl bozdukları belirtilmektedir: "Nihayet onların ardından, kitaba mirasçı olan kötü bir nesil geldi. Onlar, şu dünyanın geçici menfaatlerini alırlar ve "Biz nasıl olsa affedileceğiz" derler. Kendilerine benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. "Allah hakkında gerçekten başkasını söylemeyin" diye Tevrat'ta kendilerinden söz alınmamış mıydı? Ve orada olanları okumamış mıydılar? Allah'tan korkanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç aklınızı kullanmaz mısınız? A'raf Suresi, 7/169 Katade bu ayeti açıklarken şöyle demiştir:
"Sakın bu ayetin belirttiği ahdi bozmayın. Çünkü Allah bunu bozmayı çirkin görmekte ve bu konuda tehditte bulunmaktadır." Allah, Kur'an-ı Kerim'in çeşitli ayetlerinde, aldığı bu söz (ahit) konusunda öğüt ve nasihatlerde bulunmuş, buna dair deliller açıklamıştır. Biz, Allah'ın verdiği sözü bozanlar hakkındaki tehdidi kadar, herhangi bir günah hakkında tehdit ettiğini bilmiyoruz. Kim Allah'a samimiyetle söz verirse, bunu yerine getirsin.
Rebi' b. Enes de bu ayeti açıklarken şöyle demiştir: "Münafıklarda altı özellik bulunmaktadır. Fırsat bulduklarında bu özelliklerini ortaya koyarlar. Konuştuklarında yalan söylerler, söz verdiklerinde sözlerinden dönerler. Kendilerine bir şey emanet edildiğinde ona hıyanet ederler. Sağlamlaştırdıktan sonra Allah'a verdikleri sözü bozarlar. Allah'ın, birleştirilmesini emrettiği bağları koparırlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar."
Ayette: "Allah'ın, birleştirilmesini emrettiği bağı koparırlar." buyrulmaktadır. Allah'ın, birleştirilmesini emrettiği ve koparılmasını kınadığı bağdan kasıt, şu ayette belirtilen akrabalık bağıdır: "Demek ki iş başına geldiğinizde yeryüzünde bozgunculuk yapacak ve akrabalık bağlarınızı koparacaksınız? Muhammed Suresi, 47/22"
Akrabalık bağını koparmak ise, Allah'ın akrabalarına karşı yükümlü kıldığı görevleri kişinin yerine getirmemesiyle ve akrabalarına karşı gereken ilgi ve şefkati göstermemesiyle gerçekleşmiş olur.
Taberi diyor ki: Bir kısım alimler, bu ayette geçen, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği bağdan kasıtın, Resulullah ve müminlerle olan bağı birleştirmek olduğunu söylemişlerdir. Allah birçok ayetinde, münafıklardan bahsederken onların akrabalık bağını kopardıklarını belirtmiştir. Bu ayet de onlardan biridir. Taberi, "Buna rağmen Allah'ın, birleştirilmesini emrettiği her bağı koparanı kınadığını söylemek mümkündür. Bu bağ, ister akrabalık bağı olsun, ister din bağı olsun, yahut başka bir bağ olsun." demiştir.
Ayette, yoldan çıkan münafıkların yeryüzünde bozgunculuk yaptıkları belirtilmektedir. Bu bozgunculuktan kasıt, onların Rablerine karşı gelmeleri, O'nu inkar etmeleri, Peygamberini yalanlamaları ve Peygamberinin kendi katından getirdiği şeyleri inkar etmeleridir.
Ayette geçen "ziyana uğramak"tan kasıt, Allah'a isyan ederek O'nun rahmetinden olan paylarını kaybetmeleri ve eksiltmeleri anlamına gelir. Bazı alimler burada, ziyana uğramayı "helak olma" şeklinde açıklamışlardır.
Dehhak, Abdullah b. Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Allah, Müslüman olmayanları "ziyana uğrama" gibi herhangi bir sıfatla nitelendirirse, bununla onların kafir olduklarını belirtmek istemiştir. Müminleri nitelendirirse, onların günahkar olduklarını belirtmek istemiştir. Bu açıklamaya göre, ayette geçen "ziyana uğrayanlar" sıfatı kafirler için zikredildiğinde, "Onlar kafirlerdir" şeklinde açıklamak mümkündür. Şayet bu sıfat müminler için zikredilecek olsaydı, "Onlar günahkarlardır" şeklinde açıklanırdı."