Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Allah da onların alay etmelerinin karşılığını verir. Onları azgınlıkları içinde bırakır, şaşkınlık içinde bocalayıp dururlar.
Allah onlara, alay etmelerinin cezasını verir. Dışarıdan bakıldığında mallarını ve canlarını koruyarak dünyada hoşlarına gidecek hükümler uygular. Oysa müminlerle alay etmelerinin cezası olarak ahirette onlara acı veren azaplar ve can yakıcı cezalar hazırlamıştır. Allah onların inkâr ve sapkınlıklarını artırır. Şaşkınlık içinde ne yapacaklarını bilemez hale gelirler. Kurtuluş için hiçbir yol bulamazlar.
Ayette geçen ve "Allah da onların alaylarının cezasını verir." şeklinde çevrilen ifadenin sözlük anlamı "Allah da onlarla alay eder." demektir. Tefsirciler, Allah'ın münafıklarla alay etmesinin ne anlama geldiği konusunda farklı açıklamalar yapmışlardır. Bazı tefsircilere göre, Yüce Allah'ın münafıklarla alay etmesinden kasıt, Allah'ın onları hemen cezalandırmayıp onlara bir süre tanıması ve kıyamet gününde şu ayetlerde belirtildiği gibi davranmasıdır: "O gün mümin erkeklerin ve kadınların nurlarının, önlerinde ve sağlarında koştuğunu görürsün. (Melekler onlara) 'Bugün sizin müjdeniz, altından ırmaklar akan cennetlerdir. Orada sonsuza dek kalacaksınız. İşte büyük kurtuluş budur.' derler. O gün, münafık erkek ve kadınlar, müminlere 'Bize bakın da nurunuzdan faydalanalım.' derler. Onlara: 'Arkanıza dönün de nur isteyin.' denilir. Müminlerle münafıklar arasına, kapısı olan bir sur çekilir. Onun içinde rahmet, dış tarafında ise azap vardır. Münafıklar müminlere (dünyada): 'Biz sizinle beraber değil miydik?' diye seslenirler. Müminler de: 'Evet, fakat siz kendinizi fitneye kaptırdınız, (müminlerin bir belaya uğramasını) beklediniz, (din konusunda) şüpheye düştünüz. Allah'ın emri gelinceye kadar boş hayaller sizi aldattı. Sizi, Allah'a karşı, aldatıcı (şeytan) aldattı.' derler." (Hadid sûresi, 57/12-14) "Kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara mühleti ancak günahlarını artırsınlar diye veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır." (Âl-i İmran sûresi, 3/178)
Başka bazı tefsirciler ise, Allah'ın münafıklarla alay etmesinden kastın, onları inkârları ve isyanları yüzünden kınaması ve ayıplaması ya da onları helak etmesi ve yok etmesi olduğunu belirtmişlerdir.
Diğer bir kısım tefsircilere göre ise, Allah'ın onlarla alay etmesi, onları aldatması veya onlara hile yapmasından kasıt, onları cezalandırmak istediğinde "Siz beni aldatamadınız, ben sizi aldattım." şeklinde karşılık vermesidir. Yani hile ve tuzaklarının kendi aleyhlerine dönmesidir.
Yine başka bazı âlimlere göre: "Onlar Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Oysa Allah da onları aldatır." (Nisa sûresi, 4/142) "Onlar müminleri alaya alıyorlar. Allah da onları alaya aldı." (Tevbe sûresi, 9/79) "Onlar Allah'ı unuttu. Allah da onlara kendilerini unutturdu." (Haşr sûresi, 59/19) gibi ayetlerin anlamı, Allah'ın, bu tür işleri yapanları, hak ettikleri ceza ile cezalandıracağını bildirmesidir. İşlenen suçun gerektirdiği cezaya da, o suçun işlendiğini belirten fiil ile ad verilmiştir. Yani aldatmanın cezasına aldatma, alaya almanın cezasına alaya alma, hile yapmanın cezasına da hile yapma denilmiştir. Kur'an-ı Kerim'de bu tür ifadeler bulunmaktadır. Nitekim bir ayette: "Kötülüğün cezası onun gibi bir kötülüktür..." (Şura sûresi, 42/40) "Kim tecavüz ederse siz de ona karşı size yaptığı tecavüzün aynısıyla karşılık verin..." (Bakara sûresi, 2/194) buyrulmaktadır.
Görüldüğü gibi birinci ayette, işlenen günaha da "kötülük" adı verilmiş, günahın cezasına da "kötülük" denilmiştir. Oysa bu ceza bir adalettir. Yine ikinci ayette saldırıya da "tecavüz" denilmiş, saldırının cezasına da "tecavüz" adı verilmiştir. Halbuki ikincisi aslında bir tecavüz değil, zalimi zulmünden alıkoymadır ve bir adalettir.
Başka bazı âlimlere göre ise, Allah'ın münafıklarla alay etmesinin anlamı, onlara dünyadayken ahirette karşılaşacakları sonucun tam tersi bir durum göstermesidir. Nasıl ki onlar Resulullah'a ve müminlere, kalplerindeki inançsızlığın aksini göstererek iman ettiklerini söylemişlerse, Yüce Allah da onlara dünyadaki hallerini ahiretteki hallerinin aksine bir şekilde göstermektedir. Öyle ki dünyada onlara evlenme, boşanma, miras gibi hukuki işlemlerde Müslüman muamelesi yaptırmakta, ahirette ise onları cehennemin en alt tabakasına atarak cezalandırmaktadır.
Taberi şöyle der: "Bize göre açıklamaların doğrusu şudur: Arapçada alaya almanın anlamı, alaya alan kişinin, alaya alınana karşı dışarıdan bakıldığında memnun edici ve davranışlarına uygun sözler söylemesi ve işler yapmasıdır. Böylece alaya alan kişi, söz ve davranışlarıyla aslında alaya alınana kötülük yapmaktadır. 'Aldatma', 'tuzak kurma' gibi kelimelerin anlamı da budur."
Madem ki alaya alma, aldatma, tuzak kurma gibi kelimelerin Arapçada anlamı budur, ayetlerde de aynı anlamlara göre yorumlanmalıdır. Alaya almanın, kendi anlamında kullanıldığının kabul edilmesi halinde ise ayetin açıklaması şöyle olur: "Münafıklar, dışarıdan bakıldığında müminlere, hoşlarına gidecek sözler söylüyor ve davranışlarda bulunuyorlar. Oysa aslında söyledikleri sözlerin ve yaptıkları amellerin aksine inanıyorlar. Bu yolla müminleri aldatıyorlar. Yüce Allah da aynen o münafıkların yaptıkları amellerin karşılığı olarak onları aynı şekilde cezalandırmaktadır. Yani dünyada iken onları Müslümanlar olarak kabul ettiriyor, böylece onların davranışlarına ve arzularına göre muamele yapıyor; ahirette ise onları cehennem azabına sokarak kafirler gibi muamele yapacak ve onları asıl inançlarına göre cezalandıracaktır. Yüce Allah'ın, münafıkları bu şekilde cezalandırması onlar için bir haksızlık değil, yaptıklarının tam karşılığını vererek onlara adaletini uygulamasıdır. Abdullah b. Abbas da bu ayeti açıklarken: "Allah onlardan intikam almak için onları alaya alır." şeklinde belirtmiştir.
Taberi şöyle der: "Ayeti, 'Biz, müminlerle ancak alay ediyoruz.' diyen münafıklara Yüce Allah'ın bir cevabıdır." şeklinde açıklayan ve 'alaya alma', 'tuzak kurma' ve 'aldatma' gibi sıfatların Allah'a yakışmayacağını söyleyen görüşler doğru değildir. Çünkü onlar, Yüce Allah'ın kendisi için ispat ettiği şeyleri ondan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bu tür kimselere denir ki: 'Bir kimsenin, 'Allah falan kimselerle alay eder.' veya 'Falan kimseleri aldatır.' yahut 'Onlara tuzak kurar.' şeklindeki haberleri kabul etmemesi, 'Allah falan kimseyi yerin dibine geçirdi.' 'Falan kavmi suda boğdu.' şeklindeki haberleri de kabul etmemesini gerektirir. Şimdi, Yüce Allah bizlere, bizden önce yaşamış ve kendilerini görmediğimiz bir kavme tuzak kurduğunu, başka bir kavmi yerin dibine geçirdiğini, diğer bir kavmi suda boğduğunu bildirmiştir. Biz bu haberler arasında herhangi bir ayrım yapmadan hepsini tasdik ettik ve onlara iman ettik. Sizlerin, bildirilen bu haberleri birbirinden farklı görmenize dair deliliniz nedir de Allah'ın bazı kavimleri yere geçirip diğer bazılarını suda boğduğunu kabul ediyorsunuz da başka bir kavme tuzak kurduğunu kabul etmiyorsunuz?"
Eğer denilecek olursa ki: "Alay etmek anlamsız bir iştir ve eğlenmektir. Yüce Allah ise bu tür şeylerden uzaktır." Ona cevaben denir ki: "Peki, Allah'ın alaya almasını kabul etmiyorsan: 'Allah onları alaya alır.' 'Allah onlarla eğlendi.' 'Allah onlara tuzak kurdu.' ayetlerini okumuyor musun?" Şayet 'Hayır.' diyecek olursa Kur'an'ı yalanlamış olur ve İslam dininden çıkar. Eğer 'Evet, o ayetleri okuyorum.' diyecek olursa ona denir ki: "Sen, 'Allah onları alaya alır.' 'Allah onlarla eğlendi.' derken 'Allah onlarla oynar ve eğlenir fakat Allah'ın ne oynaması vardır ne de eğlenmesi.' demek mi istiyorsun?" Eğer 'Evet.' diyecek olursa Allah'ı, Müslümanların ittifakla kendisinden uzaklaştırdığı bir sıfatla nitelendirmiş olur ve Allah'a, sapıkların yakıştırdığı sıfatları yakıştırmış olur. Eğer diyecek olursa ki: "Ben, 'Allah onlarla oynuyor ve eğleniyor.' demiyorum, fakat ben, 'Allah onları alaya alıyor ve onlarla istihza ediyor.' diyorum." Ona denir ki: "Sen, oynama, eğlenme, alaya alma, istihza etme, tuzak kurma ve aldatma gibi kavramları birbirinden ayırıyorsun, her birinin ayrı ayrı yerlerde kullanılacaklarını kabul ediyorsun. Bundan da anlaşılıyor ki, bu kelimelerden her birinin anlamı diğerinden farklıdır. O halde 'Allah onları alaya alıyor.' ifadesini 'Allah onlarla oynuyor ve eğleniyor.' anlamında kabul ederek bunların ikisinin aynı şeyler olduklarını, bu nedenle 'Allah onları alaya alıyor.' denilemeyeceğini iddia etmek doğru değildir. Zira alaya almak başka şeydir, oynama ve eğlenme başka şeydir."
Ayette geçen "Azgınlıkları içerisinde bırakır." ifadesindeki "bırakır" diye çevrilen kelimenin anlamı, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud ve diğer bazı sahabilere göre "mühlet verir" demektir. Yani, Allah, münafıklara süre tanır anlamındadır. Mücahid ise kelimenin anlamının "artırır" demek olduğunu söylemiştir. Buna göre ayetin anlamı: "Allah onların azgınlıklarını artırır." demek olur.
Taberi, doğru açıklama tarzının: "Allah onlara mühlet vererek ve onları isyan ve inatlarında serbest bırakarak azgınlıklarını artırır." şeklinde olduğunu belirtmiş ve benzer ayetlerde de Yüce Allah'ın bu tür insanlara aynı şeyleri yaptığını bildirmiştir. Bu konuda diğer bir ayette de şöyle buyrulmaktadır: "Biz onların kalplerini ve gözlerini ters çeviririz de ilk defa ona iman etmedikleri gibi şimdi de iman etmezler. Onları, azgınlıkları içerisinde bırakırız, şaşkınlık içinde bocalayıp dururlar." (En'am sûresi, 6/110)
Ayette geçen "azgınlık" ifadesinden kasıt, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud ve diğer bazı sahabilere göre "kafirlik" demektir. Katade ve Rebi' b. Enes'e göre "sapkınlık" demektir. İbn-i Zeyd'e göre ise "kafirlik ve sapkınlık" demektir. Aslında "azgınlık", "sınırı aşmak, herhangi bir konuda haddi aşmak"tır.
Taberi, ayette geçen ve "bocalar durur" diye çevrilen kelimeyi şöyle açıklar: "Allah, münafıkları, sapkınlıkları içinde ve kendilerini pislikleriyle kaplayan inkârcılıkları içinde bırakır. Onlar, şaşkın ve sapkın bir halde ne yapacaklarını bilemez hale gelirler. Bu durumdan kurtulmak için herhangi bir yol bulamazlar. Çünkü Allah, kalplerini mühürlemiş ve gözlerini kör etmiştir. Artık doğru yolu göremezler ve hakka ulaşamazlar."
Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud ve diğer bazı sahabeler kelimeyi "inkârlarında ısrar ederler" diye açıklamışlar, Mücahid, Rebi' b. Enes ve başka bir rivayete göre de Abdullah b. Abbas "şaşkınlık içinde bocalayıp dururlar" diye açıklamışlardır