Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Rabbimiz, ikimizi de sana teslim eden kıl. Soyumuzdan da sana teslim olan bir ümmet yarat. Bize ibadet yerlerimizi göster. Tevbemizi kabul et. Şüphesiz ki sen, tevbeleri çok kabul eden ve çok merhamet edensin.
Rabbimiz, ikimizi de emrine itaat eden, senin buyruğuna boyun eğen kıl; bize başka şeyleri eş koşmasın. Aynı şekilde soyumuzdan da senin emirlerine teslim olan, itaatine boyun eğen bir ümmet yarat. Ey Rabbimiz, bize hac ibadet yerlerini göster. Nasıl tavaf yapacağız, nasıl sa’y yapacağız, Arafatta nasıl vakfe yapacağız, şeytanı nasıl taşlayacağız? Bunu bize öğret. Geçmişte yaptıklarımızı bağışla. Çünkü sen, af ve mağfiretinle lütuf sahibi ve çok merhametlisin.
*Âyet-i kerime’de geçen ve “Rabbimiz bize ibadet yerlerimizi göster.” diye tercüme edilen cümle iki şekilde okunmuştur. Bir kıraat şekline göre bu cümlenin anlamı “Sen bizim gözümüze göster.” demektir. Bu kıraatla okuyanlar, Hazret-i İbrahim ve İsmail’in kendilerine gösterilmesini istedikleri “Menasik”ten neyin kastedildiği hakkında farklı görüşler dile getirmişlerdir.
a‑ Katade ve Süddiye göre burada zikredilen “Menasik”ten maksat, hacda ibadet edilen yerlerdir. Bu hususta Süddiye şöyle rivayet eder: “İbrahim ve İsmail, Kâbe’nin yapımını bitirdikten sonra Allahü Teâlâ İbrahim’e ‘İnsanlara hacın farz olduğunu ilan et.’ diye emretti. İbrahim, Mekke’nin iki dağının arasından şöyle seslendi: ‘Ey insanlar, Allah sizlere beytini hac etmenizi emretti.’ Bu sesleniş her mü’minin kalbine girdi ve onu işiten herkes ‘Emrine hazırım, emrine hazırım, emrine hazırım, emrine hazırım Rabbim.’ diye cevap verdi. Gidenler Ifakka gitti. Sonra Allahü Teâlâ İbrahim’e Arafata çıkmasını emretti ve Arafat’ı ona anlattı. İbrahim Arafata giderken Akabe’ye vardı. Orada birinci cemrede karşısına şeytan çıktı. İbrahim şeytana yedi taş attı; attığı her taşla beraber tekbir getirdi. Şeytan kaçıp ikinci cemreye gitti. İbrahim orada da tekbir getirerek şeytanı taşladı. Şeytan üçüncü cemreye gitti; İbrahim yine tekbir getirerek şeytanı taşladı. Şeytan artık engel olamayacağını anlayınca geri çekildi. İbrahim nereye gideceğini bilmediği için yürümeye devam etti. ‘Geçiş yeri’ anlamına gelen (……) Zülmecaz’a vardı. Oraya baktı, fakat oranın kendisine vasfedilen Arafat olmadığını gördü ve oradan geçip gitti. Bu yüzden oraya “Zülmecaz” adı verildi. İbrahim devam edip Arafat’a vardı. Orayı gördüğünde kendisine vasfedilen yer olduğunu anladı ve “Burayı tamdım.” dedi. Bu yüzden bu yere “Arafat” adı verildi (anlamı “tanımak”). İbrahim Arafatta akşama kadar vakfe yaptı. Akşam olduğunda namazların birleştirildiği (akşam ve yatsı namazlarının birlikte kılındığı) Müzdelifeye vardı ve orada da vakfe yaptı. Bu yere “Müzdelife” adı verildi (anlamı “birbirine yaklaştırma”). Daha sonra İbrahim, şeytanla ilk karşılaştığı yere geri döndü, oraya yedi taş attı, ardından Mina’ya döndü ve orada ibadetini tamamladı. Böylece hacını bitirmiş oldu.
b‑ Ata ve Mücahide’ye göre ise bu kıraat, kurbanların kesildiği yeri ifade eder. Bu görüş Ubeyd b. Umeyr’den de nakledilmiştir.
Diğer bir kıraata göre ayetin anlamı: “Sen bize, hacda ibadet edeceğimiz yerleri öğret.” demektir.
Taberi şöyle der: “Her iki kıraatin da vardığı sonuç aynıdır; aralarında fark yoktur. ‘Menasik’ kelimesinin lügat anlamı ‘Allah için, içinde oturulan ve üzerinde Allah’ı razı edecek, Allah’a yaklaştıracak salih ameller işlenen yerler’dir.” Bu salih ameller kurban kesme, namaz kılma, tavaf etme, sa’y yapma ve diğer ibadetler olabilir. Bu sebeple hacda ibadet edilen yerlere “haccın menasıkı” denir. Kelimenin tekil hâli “menasık”tır; lügat anlamı “alışılan ve tekrar tekrar dönülen yer” demektir. Hacın kutsal yerlerine bu ismin verilmesi, insanların oraya tekrar tekrar gitmelerinden kaynaklanır. Ancak bazı âlimlere göre “menasık” demek “ibadetler” anlamına gelir. Bu görüşe göre ayetin anlamı: “Ey Rabbimiz, bize nasıl ve nerede ibadet edeceğimizi göster; biz de senin razı olacağın şekilde sana ibadet edelim.” şeklindedir.
Âyet-i kerime’de “Tevbemizi kabul et” buyurulmaktadır. Tevbenin asıl anlamı “sevilmeyen bir şeyi bırakıp sevilen bir şeye yönelmek”tir. Buna göre kulun Rabbine tevbe etmesi, Allah’ın sevmediği şeyleri bırakıp bir daha ona dönmemeye kesin karar vermesidir. Allahü Teâlâ’nın kulun tevbesini kabul etmesi ise, onu cezalandırmaktan vazgeçip bir lütuf olarak affetmesidir.
Eğer sorulursa: “Hazret-i İbrahim ile İsmail günah mı işlemişti ki Rabblerinden tevbelerini kabul etmesini istemişler?” Cevap: “Allah’ın yarattığı hiçbir varlık yoktur ki, Allah ile arasında vazgeçip tevbe etmeyi gerektiren bir hata yapmasın. Belki Hazret-i İbrahim ve İsmail, kendilerinden kaynaklanan bir kusurdan dolayı Rabbine tevbe etmişlerdir. Bu tevbe, Kâbe duvarlarını inşa ettikten sonra beyan edilmiş ve Kâbe, tevbenin kabulü için daha uygun bir yer olmuştur. Böylece onlardan sonra gelen insanlar da günahlarından arınmak için kutsal yerlerde Rabbine tevbe eder ve İbrahim ile İsmail’in sünnetini sürdürürler. Ayrıca İbrahim ve İsmail’in tevbesi, kendi kusurlarından ziyade soylarından gelecek günahkârların affı için de olabilir; çünkü Allah, İbrahim’e soyundan zalimlerin geleceğini ve Ahit’e ulaşamayacaklarını bildirmiştir. İbrahim ve İsmail de soylarından gelecek insanların bağışlanmasını Rabbinden istemişlerdir.*