Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
İbrahim ve İsmail, Kâbe’nin temellerini yükseltirken Allah’a şöyle dua ettiler: “Ey Rabbimiz, bunu bizden kabul et. Şüphesiz ki Sen çok iyi işiten ve çok iyi bilensin.”
İbrahim ve İsmail’in Kâbe’nin temellerini inşa ettiklerini hatırla. Onlar Kâbeyi yapıyor ve şöyle diyordu: “Rabbimiz, amelimizi ve Senin evini yaparak Sana itaatimizi kabul et. Çünkü Sen duamızı çok iyi işiten, kalbimizde ne olduğunu çok iyi bilensin.”
Hazret-i İsmail sırtıyla taş taşıyor, Hazret-i İbrahim de binayı inşa ediyordu. Duvarlar yükselince Hazret-i İsmail, “Makam‑ı İbrahim”de bulunan taşı getirdi. Hazret-i İbrahim de bu taşın üzerine çıkarak yapımına devam etti.
Kâbe’nin ilk kez kim tarafından yapıldığı konusunda farklı görüşler vardır. Hazret-i Hüseyin’in torunu Muhammed b. Ali el‑Bûkir’dan nakledilen bir görüşe göre, Kâbeyi Hazret‑i Âdem’den önce melekler inşa etmiştir. İbn‑i Cüreye, Ata ve Said b. el‑Müseyyeb’den nakledilen başka bir görüşe göre ise Kâbeyi önce Hazret‑i Âdem yapmıştır.
İbn‑i Abbas, Kâb b. el‑Ahbar, Katade ve Vehb b. el‑Munebbih’ten nakledilen bir başka görüşe göre Kâbeyi önce Şit (aleyhisselam) inşa etmiştir.
Kur’an‑ı Kerim’de Kâbe’nin temellerinin Hazret‑i İbrahim ve oğlu İsmail tarafından yükseltildiği belirtilir; başka bir açıklama yoktur.
Taberi bu konuda şu görüşleri aktarmaktadır:
a) İbn‑i Cüreyc, Ata ve Said b. Cübeyr ile Abdullah b. Abbas’tan nakledilenlere göre, Kâbenin asıl temelleri Allah’ın emriyle Hazret‑i Âdem tarafından yapılmıştır. Daha sonra bu temeller yıkılıp izleri kaybolmuştur. Sonunda Allah, Hazret‑i İbrahim’e Kâbe’nin yerini göstermiş ve yeniden inşa etmesini emretmiştir. Bu durum ayette işaret edilmektedir.
Ata’dan nakledilen bir rivâyete göre, Hazret‑i Âdem Allah’a dua ederek “Ey Rabbim, artık meleklerin seslerini duyamıyorum” demiştir. Allah da “Bu senin hatan yüzündendir. Yeryüzüne in ve benim için bir Beytullah yap. Meleklerin gökteki Beytullah’ı tavaf ettikleri gibi sen de orayı tavaf et” buyurmuştur. İnsanlar, Hazret‑i Âdem’in Beytullah’ı beş dağdan (Hira, Zita, Sina, Lübnan ve Cûdî) yaptığını düşünür. Kâbenin temeli Hira dağındandı. Âdem bu şekilde Kâbeyi inşa etmiş, ardından İbrahim de devam etmiştir.
b) Abdullah b. Amr b. el‑Ass’tan Sivar’ın, Ata b. Ebi Rebahtan Katade’nin ve Ebdan’ın naklettiği bir başka görüşe göre, Hazret‑i İbrahim’in temellerini yükselttiği Kâbenin önceki temelleri Allah’ın, Hazret‑i Âdem’le birlikte gökten indirdiği yakut ya da inciden oluşuyordu. Hazret‑i Âdem yeryüzüne inmeden önce arşın etrafını tavaf ettiği gibi, yeryüzüne indikten sonra da Kâbe etrafında tavaf ediyordu. Nuh tufanı olduğunda Allah Kâbeyi tekrar göğe kaldırdı. Hazret‑i İbrahim bu temellerin üzerine Kâbeyi yeniden inşa etti. Abdullah b. Amr şöyle rivayet eder: “Allah, Âdem’i cennetten yeryüzüne indirince ona ‘Ben seninle birlikte bir Beytullah indireceğim. Arşımın çevresinde tavaf edildiği gibi onun çevresinde de tavaf edilecek, arşımın çevresinde namaz kılındığı gibi onun çevresinde de namaz kılınacak’ buyurdu. Nuh tufanı olduğunda Beytullah göğe çekildi. Nuh’tan sonra gelen peygamberler Kâbe’nin yerini tam olarak bilmediler; ancak Allah sonunda Hazret‑i İbrahim’e Kâbe’nin yerini bildirdi. İbrahim beş dağdan (Hira, Zübeyr, Lübnan, Tur ve Hamr) Kâbeyi yaptı.”
Bazı alimler (Mücahide, Amr b. Dinar, Abdullah b. Abbas vb.) ise Kâbe’nin asıl temellerinin, Allah’ın dünyayı yaratmadan önce su hâlindeki yeryüzünün üzerine yükselen kırmızı bir tepe olduğunu söyler. Daha sonra Allah yeryüzünü düzgün bir şekilde yarattı ve bu kırmızı tepe Kâbe’nin temeli olarak kaldı. Allah, Cebrail aracılığıyla Hazret‑i İbrahim’e bu tepenin yerini gösterdi; İbrahim de üzerine Kâbeyi inşa etti. Başka bir rivâyette ise şiddetli bir rüzgar, Kâbe’nin temelini Hazret‑i İbrahim’e tanıtmıştır. İkrim’in Abdullah b. Abbas’tan naklettiğine göre, Kâbe’nin temelleri dünya yaratılmadan iki bin sene önce hazırlanmıştır.
Taberi şöyle der: “Bizce doğru görüş şudur: Allah, Hazret‑i İbrahim ve oğlu İsmail’in Beytullah‑i Haram olan Kâbe’nin duvarlarını yükselttiklerini zikretir, fakat bu temellerin ne zaman ve nasıl atıldığına dair net bir bilgi vermez. Resûl‑ul‑hakk’tan sahih bir hadis de yoktur. Bu yüzden Kâbe’nin temelleri, Hazret‑i Âdem ile birlikte gökten indirilmiş bir inci ya da yakut olabilir; dünya su hâlindeyken kubbe şeklinde yükselen bir tepe de olabilir; Nuh tufanı sırasında bu inci‑yakutlar göğe kaldırılmış da olabilir; ya da Hazret‑i Âdem’in atıp yıkıp izleri kaybolmuş bir temel de olabilir. Bu seçeneklerden birini kesin olarak tercih edecek bir delil yoktur.
Ayette “Ey Rabbimiz, bunu bizden kabul et” denir. Bazı müfessirler bu duanın hem Hazret‑i İbrahim’e hem de oğlu İsmail’e ait olduğunu, diğerleri ise sadece Hazret‑i İsmail’e ait olduğunu söyler. Son görüşe göre ayetin anlamı şöyledir: “Ey Resulüm, hatırla, bir zaman İbrahim Kâbe’nin temellerini yükseltiyor, İsmail de ‘Ey Rabbimiz, sen bunu bizden kabul et’ diyor; çünkü Sen çok iyi işiten ve çok iyi bilensin.”
Müfessirler, Kâbeyi yapan ustanın sadece Hazret‑i İbrahim mi yoksa oğlu İsmail de mi olduğu konusunda farklı görüşler ortaya koymuşlardır.
Süddi ve Ubeyd b. Umeyr’e göre Kâbeyi Hazret‑i İbrahim ve Hazret‑i İsmail birlikte yapmışlardır. Süddi şöyle rivayet eder: “İbrahim ve İsmail, ibadet edenler için Kâbeyi temizlemeleri emredildiğinde İbrahim Mekke’ye gitti. Oğlu İsmail ile kazma aldılar. Kâbeyi nereye yapacaklarını bilemediler. Allah onlara iki kanadı ve bir başı olan, adeta yılan şeklinde bir rüzgar gönderdi. Bu rüzgar, ‘dönerek şiddetle esen rüzgar’ anlamına gelir. Rüzgar, İbrahim ve İsmail için Kâbe’nin etrafını süpürerek temelleri atacakları yeri gösterdi. Onlar da kazma ile rüzgarın temizlediği yerleri takip edip kazdılar ve Kâbenin temelini yeniden kurdular. Hacerül‑Esved köşesine ulaştıklarında İbrahim, oğlu İsmail’e ‘Ey oğlum, güzel bir taş bul getir, buraya koyayım’ dedi. İsmail ‘Babacığım, ben ağır bir iş yapıyorum, yorgunum’ dedi. İbrahim ‘Git, getir’ dedi. İsmail bir taş bulup getirdi, ama İbrahim beğenmedi ve ‘Daha güzel bir taş getir’ dedi. İsmail tekrar taş aramaya gitti. Bu sırada Cebrail, Hindistan’dan Hacerül‑Esved’i getirdi. Bu taş, Hazret‑i Âdem ile birlikte çenetten gelmiş, çok beyazdı; fakat insanların günahları yüzünden siyahlaştı. İsmail başka bir taş getirdi. İbrahim, köşeye konulmuş Hacerül‑Esved’i görünce ‘Bunu kim getirdi?’ diye sordu. İsmail ‘Senden daha zinde olan getirdi’ dedi. Böylece ikisi birlikte Kâbeyi tamamladılar.”
Sadi b. Cübeyr, Abdullah b. Abbas’tan naklettiğine göre Kâbeyi yapan asıl usta Hazret‑i İbrahim’dir; İsmail ise babasına yardımcı olmuş, taş ve malzeme taşımıştır. Abdullah b. Abbas şöyle rivayet eder: “İsmail, Zemzem suyuna yakın bir yerde ok atarken babası İbrahim yanına gelmiştir. İsmail babasını görünce ayağa kalkmış, baba‑oğul birbirlerini selamlamışlardır. Sonra İbrahim, ‘Ey İsmail, Allah bana bir şey emretti’ demiş, İsmail de ‘Rabbinin sana emrettiğini yap’ demiştir. İbrahim, ‘Bana yardım eder misin?’ diye sormuş, İsmail ‘Evet, yardım ederim’ demiştir. İbrahim, Kâbenin daha yüksek bir yerini göstererek ‘Allah bana burada Beytullah yapmamı emretti’ demiştir. Böylece İbrahim ve İsmail Kâbe’nin temellerini yükseltmeye başlamışlardır. İsmail taş taşımış, İbrahim ise inşa etmiştir. Temeller yükselince İsmail, ‘Makam‑ı İbrahim’ diye adlandırılan taşı getirip Hazret‑i İbrahim’in ayaklarının altına koymuş; İbrahim de üzerine çıkarak Kâbeyi yapmaya devam etmiştir. Bu sırada ikisi de Rabbine niyaz ederek ‘Ey Rabbimiz, bunu bizden kabul et. Şüphesiz ki Sen çok iyi işiten ve çok iyi bilensin’ demişlerdir.”
Hazret‑i Ali’den nakledilen başka bir görüşe göre Kâbeyi yapan sadece Hazret‑i İbrahim’dir; Kâbe yapımı sırasında Hazret‑i İsmail hâlâ küçük bir çocuktur. Hazret‑i Ali şöyle der: “Allah Teâlâ, İbrahim’e Kâbeyi yapmasını emrettiğinde İbrahim, karısı Hacer ve ondan doğan küçük oğlu İsmail’i yanına alarak Mekke’ye gelmiştir. Orada Kâbe’nin yerinde bulut şeklinde, başı olan bir yaratık görmüş ve onunla konuşmuştur. Yaratık, ‘Ey İbrahim, gölgemin düştüğü yere Beytullah’ı yap; ne fazla ne eksik’ demiştir. İbrahim Kâbeyi yaptıktan sonra Hacer ve İsmail’i oraya bırakıp geri dönmeye başlamıştır. Hacer, ‘Ey İbrahim, bizi kime bırakıyorsun?’ demiş; İbrahim ‘Allah’a bırakıyorum’ demiştir. Hacer, ‘O halde git, Allah bizi helak etmez’ demiştir. İsmail çok susamış, Safa tepesine çıkarak çevreye bakmış ama hiçbir şey görmemiştir. Merve tepesine de çıkmış, yine bir şey bulamamıştır. Tekrar Safa’ya dönmüş, yine bir şey görmemiştir. Bu iki tepe arasında yedi kez gidip gelmiştir. Sonra oğluna ‘Ey İsmail, öleceksin; ama gözümün önünde ölme’ demiş ve uzaklaşmıştır. Geri döndüğünde İsmail’in susuzluktan ayaklarıyla toprağı kazdığını görmüştür. Cebrail Hacer’e ‘Sen kimsin?’ diye sormuş; Hacer ‘İbrahim’in oğlunun annesiyim’ demiştir. Cebrail ‘İbrahim sizi kime bıraktı?’ diye sormuş; Hacer ‘Allah’a’ demiştir. Cebrail ‘Sizi, size yararlı birine bırakmış’ demiş ve parmağıyla yeri araştırarak zemzem suyunu bulmuştur. Hacer suyu akıtmayı engellemeye çalışırken Cebrail ‘Bırak, o içilir tatlı bir sudur’ demiştir.”
Taberi şöyle sonuca varır: “Doğru görüş, Kâbeyi İbrahim ve İsmail’in birlikte yaptıklarını belirten görüştür. İkisi de usta olabilir; Hazret‑i İbrahim baş usta, Hazret‑i İsmail ise ona yardımcı amele olabilir. Çünkü ayet‑i kerime, hem İbrahim’in hem de İsmail’in Kâbe’nin temellerini yükselttiklerini bildirir.”