Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Biz, Kâbeyi insanlar için bir toplantı ve güven yeri yaptık. “İbrahim’in makamını namazgah edin.” dedik. İbrahim ve İsmaile: “Evimi tavaf edenler, orada oturanlar, rüku ve secde edenler için temizleyin.” diye emrettik.
Hatırlayın, Beytül Haram olan, içinde her türlü tartışma ve çatışmanın yasak olduğu Kâbeyi, insanlar için bir toplantı yeri kıldık. İnsanlar her yıl orada toplanıp tekrar dağırlarsa da ona asla doymazlar. O Kâbeyi insanlar için bir güven yeri yaptık. İçine giren, hiçbir şeyden korkmaz. Ey insanlar, ibadetinizi yerine getirmeniz için, benden de İbrahim’e bir taltif olarak, İbrahim’in makamını namazgah edin ve orada namaz kılın. Çünkü onu, kendisine uyulan ve izine uyulan bir imam kıldım. Biz, İbrahim ve İsmaile, Beytullahı Allah’a ibadet maksadıyla tavaf edenler, çevresinde bulunup orada itikâfa girenler ve içinde namaz kılanlar için, şirkten, putlara tapmaktan temizleyin.” diye emir ve tavsiyede bulunduk.
* Ayet-i kerime’de geçen ve “toplantı yeri” olarak çevrilen (…..) kelimesi, Katade tarafından “toplantı yeri” olarak açıklanmış; Abdullah b. Abbas, Mücahid, Süddi, Atâ, Atiyye, Said b. Cübeyr ve İbn-i Zeyd ise “sürekli olarak dönülüp gidilen ve gidilmekle doyulmayan yer” olarak yorumlamışlardır.
Ayet-i kerime’de Kâbenin “emniyet yeri” olduğu belirtilmiştir. Kuruluşundan beri Kâbe, içine girenler için bir emniyet yeri olmuştur. O kadar ki, cahiliye döneminde bile insanlar babalarının katilini Kâbede görseler de ona dokunmaz ve bir şey söylemezlerdi. Allahü Teâlâ Kâbenin bu durumunu başka bir ayette şöyle bildirir: “Çevrelerinde insanlar zulüm görürken, bizim Mekke’yi mukaddes ve emin bir belde yaptığımızı görmediler mi? Bâtıla inanıp Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?” (Ankebut Suresi, 29/67)
Ayet-i kerime’de Hazret-i İbrahim’in makamının namazgah edilmesi emredilmiştir. Müfessirler, Hazret-i İbrahim’in makamının neresi olduğu konusunda farklı görüşler dile getirmişlerdir.
Abdullah b. Abbas, Mücahid ve Atâ’dan nakledilen bir görüşe göre, Hazret-i İbrahim’in makamından kasıt Arafat, Müzdelife ve Şeytan taşlama yerleridir.
Mücahid’in başka bir görüşüne göre, İbrahim’in makamı harem bölgesinin tamamıdır.
Said b. Cübeyr, Abdullah b. Abbas’tan naklettiğine göre, İbrahim’in makamından kasıt Kâbeyi yaparken iskele olarak kullandığı taştır.
Katade, Rebi’ b. Enes ve Süddi’ye göre, Hazret-i İbrahim’in makamı Mescid-i Haram’da bulunan makamdır. Katade şöyle der: “Allahü Teâlâ Hazret-i İbrahim’in makamında namaz kılınmasını emretmiş, oraya dokunmayı emretmemiştir. Fakat bu ümmet, geçmiş ümmetlerde olduğu gibi kendilerini zorluklara sürüklemiş ve oraya dokunmuşlardır. Bazı insanlar bize, Hazret-i İbrahim’in makamındaki taşta onun ayağının izlerini gördüklerini, fakat bu ümmet elleriyle bu izleri sildiklerini söylemişlerdir.”
Taberi, son görüşün daha doğru olduğunu, çünkü bu hususta Hazret-i Ömer ve Cabir b. Abdullah’tan iki sahih hadis nakledildiğini belirtir.
Hazret-i Ömer (radıyallahü anh) şöyle der:
“Üçüncü husustaki düşüncelerim, Rabbimin indirdiği vahye uygun düşüyor. Demiştim ki: ‘Ey Allah’ın Resulü, İbrahim’in makamını namazgah edebilir miyiz?’ Bunun üzerine bu ayet nazil oldu. Yine dedim ki: ‘Ey Allah’ın Resulü, takva sahibi de, fâcir de, mü’minlerin annesi olan hanımların örtünmesini emretsen.’ Bunun üzerine örtünme ayeti nazil oldu. Daha sonra Resûlüllah’ın hanımlarına bazı eleştiriler duyduğumu duydum. Onlara gittim ve dedim ki: ‘Bu davranışlarınızı bırakın, yoksa Allah, Peygamberine sizden daha hayırlısını verir.’ Birinin yanına vardığımda bana şöyle dedi: “Ey Ömer, Resûlüllah’ın hanımlarına öğüt vermek senin işin mi?” Bunun üzerine: ‘Ey Peygamber hanımları, eğer Peygamber sizi boşarsa, yerinize Rabbinizden, sizden daha hayırlı, Rabbinin emirlerine itaat eden, iman eden, itaatli, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.’ (Tahrim Suresi, 66/5)”
Cabir b. Abdullah şöyle der:
“Biz, Resûlüllah ile beraber Kâbeye geldiğimizde o, Hacerül Esved’i selamladı. İlk üç şavtta hızlı yürüdü, son dört şavtta ise normal yürüdü. Sonra insanları ayırarak İbrahim’in makamına geldi ve ‘İbrahim’in makamını namazgah edin’ ayetini okudu. İbrahim’in makamını kendisiyle Kâbe arasında konumlandırdı.” (Müslim, K. el-Hacc, bab: 147, Hadis No: 1218)
Taberi şöyle söyler: “İbrahim’in makamından kasıt, hac yapılan bütün yerlerdir.” “Namazgah” kelimesini “dua edilen yer” olarak yorumlamış ve ayete şu anlamı vermişlerdir: “Siz, hac’da ziyaret edilen ve İbrahim’in makamı sayılan yerlerde dua edin, oraları dua makamı yapın.”
İbrahim’in makamının namazgah edilmesinin hikmeti, bir yandan ibadete teşvik, diğer yandan ise Hazret-i İbrahim’e bir ikram ve taltiftir.
Allahü Teâlâ ayet-i kerime’de Hazret-i İbrahim ve İsmaile, evi olan Kâbeyi temizlemelerini emretmiştir. Bu temizlemenin amacı, Kâbeyi putlardan, putlara tapmaktan ve Allah’a ortak koşmaktan arındırmaktır.
Taberi şöyle sorar: “Hazret-i İbrahim Kâbeyi yapmadan önce Harem bölgesinde başka bir mescit mi vardı ki Allah, İbrahim ve İsmaile orayı putlara tapmaktan ve ortak koşmaktan arındırmalarını emretti?” Müfessirler bu soruya iki şekilde yanıt vermiştir. Birincisi: “Allahü Teâlâ İbrahim ve İsmaile: ‘Benim evim olan Kâbeyi şirk ve putlardan arınmış bir şekilde yapın.’ diye emretmiştir.” Başka bir ayette, takva üzere yapılan Mescid şöyle övülür: “Binanın temelini Allah’tan korkma ve rızasını kazanma esasına kuran mı, yoksa binasını uçurum kenarına kurup cehennemin ateşine götüren mi daha hayırlıdır? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola sevketmez.” (Tevbe Suresi, 9/109)
İkinci cevap ise: “Allahü Teâlâ Hazret-i İbrahim ve İsmaile, Kâbeyi yapmadan önce yerini müşriklerin edindikleri putlardan temizlemelerini, yaptıktan sonra da putlardan, onlara tapmaktan ve Allah’a ortak koşmaktan uzak tutmalarını emretmiştir. Böylece bu temizlik, sonraki nesillere bir sünnet olarak kalır ve insanlar İbrahim’e uymuş olurlar.”
Ayet’de “tavaf edenler” ifadesi Said b. Cübeyr’e göre “Kâbeye dışarıdan gelen yabancılar”, Atâ’ya göre ise “orayı tavaf eden insanlar” demektir. Taberi, Atâ’nın görüşünü tercih etmiştir.
Ayet’de “orada oturanlar” ifadesi, Beytül Haram içinde, tavaf etmeksizin, namaz kılmaksızın oturanları kapsar.
Mücahid ve İkrime’ye göre, Kâbe içinde itikâfa giren ve onun komşusu olan insanlardır.
Said b. Cübeyr ve Katade’ye göre ise Mekke halkıdır. Abdullah b. Abbas’a göre ise “namaz kılanlardır.”
Taberi, birinci görüşü tercih ederek bu ayetteki maksadın Beytül Haram içinde namaz kılmaksızın ve tavaf yapmaksızın oturanlar olduğunu belirtir.