Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye yönelirseniz Allah’ın rızası oradadır. Şüphesiz ki Allah, rahmeti bol olandır ve her şeyi çok iyi bilendir.
Doğunun, batının ve aradaki her şeyin mülkiyeti Allah’a aittir. Ey müminler, namaz kıldığınızda nereye yönelirseniz Allah’ın rızası oradadır. Şüphesiz ki Allah’ın lütfu ve takdiri bütün yaratıkları kapsar. Allah onların bütün yaptıklarını bilir; hiçbir şey ondan gizli kalmaz.
Müfessirler, bütün yaratıkların Allah’a ait olduğu halde bu ayette özellikle doğunun ve batının Allah’a ait olduğunun vurgulanmasının nedenine dair çeşitli açıklamalar getirmişlerdir.
Abdullah b. Abbas ve Süddiye’ye göre, doğunun ve batının Allah’a ait olduğunu söylemenin nedeni, Resûlullah’ın Kudüs’ten dönüp Mekke’ye yönelmesi ve Yahudilerin Resûlullah’ı eleştirmesidir. Bu ayet, bu konuda Yahudilere cevap verir.
Abdullah b. Abbas şöyle diyor: “Kur’an’ın ilk hükmü kıble meselesidir. Resûlullah Medine’ye hicret ettiğinde Medine halkının çoğunluğunu Yahudiler oluşturuyordu. Aziz ve Celil olan Allah, Resûlullah’a Beytül Makdise yönelmesini emretti. Yahudiler buna sevindi. Resûlullah, on gün kadar Kudüs’e yönelerek namaz kıldı. Fakat o, İbrahim (aleyhisselam)’ın kıblesi olan Kâbe’ye yönelmeyi istiyordu. Bu yüzden Allah’a yalvarıyor ve göğe bakıyordu. Bunun üzerine Allah teâlâ: ‘Ey Resûlüm, yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Seni sevdiğin kıbleye mutlaka çevireceğiz. Hemen yüzünü Mescid-i Haram’a çevir. Ey müminler, nerede olursanız olun yüzünüzü ona çevirin.’ Şüphesiz ki kendilerine kitap verilenler, kıblenin değişmesinin Rableri tarafından hak bir emir olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.” Bakara suresi, 2/144 ayeti indirilince Yahudiler tedirgin oldu ve “Bunları, daha önce yöneldikleri kıbleden çeviren nedir?” dediler. Bunun üzerine Allah teâlâ: “Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye yönelirseniz Allah’ın rızası oradadır. Şüphesiz ki Allah, rahmeti bol olandır ve her şeyi çok iyi bilendir.” ayetini indirdi.
Katade ve İbn-i Zeyd’e göre ise bu ayetin nüzul sebebi, Müslümanların Kâbe’ye doğru namaz kılmalarının farz kılınmasından önce her yöne yönelerek namaz kılabileceklerinin bildirilmesidir. Yani Allah teâlâ müminlere, her yöne yönelerek namaz kılabileceklerini bu ayetle izin vermiştir. Çünkü doğu da onundur, batı da. Daha sonra Resûlullah ve müminlerin Kâbe’ye yönelmelerini emreden ayet indiğinde bu ayet nesh edildi.
Said b. Cübeyr, Abdullah b. Ömer’den naklettiğine göre ayetin nüzul sebebi, Resûlullah’ın nafile namazlarını yolculuk sırasında dilediği yöne durarak kılabileceğini ve farz namazlarını da düşmanla çarpışma, şiddetli korku ve düşmanın üzerine yürürken dilediği yöne yönelerek kılabileceğini belirtmesidir. Said b. Cübeyr şöyle diyor: “Abdullah b. Ömer, bineği nereye yöneltirse oraya doğru namaz kılar, Resûlullah’ın da böyle yaptığını anlatırdı ve ‘Her nereye yönelirseniz Allah’ın rızası oradadır’ ayeti, yolculukta nafile namazları bineğin üzerinde dilediğiniz yöne dönerek kılmanız için nazil olmuştur. Resûlullah Mekke’den dönerken nafile namazlarını bineğin üzerinde Medine’ye doğru yönelerek kılardı.”
Âmir b. Rebîa’ya göre bu ayetin nüzul sebebi şu olaydır: “Bir gece çok karanlık bir yolculukta Resûlullah ile birlikteydik. Kıblenin nerede olduğunu bilemedik, namazı kıldık. Her birimiz bulunduğumuz yöne doğru kıldık. Sabah olduğunda olayı Resûlullah’a anlattık. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu ve herkesin kıldığı namazın geçerli olduğu anlaşıldı.” (Tirmizi, K. Tefsir el‑Kur’an, Sûre 2, h;h: 2, Hadis No: 2957)
Katade’ye göre bu ayetin nüzul sebebi, Habeş Kralı Necaşi’nin cenaze namazıdır. Resûlullah’ın sahabeleri, kıbleye yönelmeden Necaşi’nin cenaze namazını kılmakta tereddüt ettiler; bu yüzden ayet indirildi ve doğunun da batının da Allah’a ait olduğu, Necaşi’nin doğuya yönelerek namaz kılmasıyla mümin sayılmadığı açıklanmıştır. Katade şöyle diyor: “Resûlullah buyurdu: ‘Kardeşiniz Necaşi öldü, onun cenaze namazını kılın.’ Sahabeler: ‘Müslüman olmayan birinin cenaze namazını nasıl kılalım?’ dediler. Bunun üzerine: ‘Kitap ehli, Allah’a boyun eğen ve indirilene iman edenler vardır. Onlar Allah’ın ayetlerini değişmezler. Şüphesiz ki Allah hesabı çabuk olandır.’ (Âl‑i İmran suresi, 3/199) Sahabeler: ‘O, kıbleye yönelerek namaz kılmıyordu.’ dediler. Bunun üzerine Aziz ve Celil olan Allah: ‘Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye yönelirseniz Allah’ın rızası oradadır…’ ayetini indirdi.”
Taberi diyor ki: “Bu ayette bir kısaltma vardır. Bütün yaratıklar Allah’a aittir; özellikle doğunun ve batının Allah’a ait olduğu vurgulanmıştır. Yani ayet şöyle anlam taşır: ‘Allah, doğunun, batının ve aradaki her şeyin sahibidir.’ Bu bağlamda ayet şu şekilde yorumlanır: Allah her şeyin sahibidir, dilediği gibi kullarına kulluk ettirir, dilediği hükmü verir. Onların görevi Allah’a mutlak itaat etmektir. O hâlde ey müminler, yüzünüzü bana doğru çevirin; nereye yönelirseniz ben orada bulunurum.”
Taberi ayrıca şöyle ekliyor: “Bu ayet nasih (yeni bir hüküm getiren) ya da mensuh (eski bir hükmü kaldıran) değildir. Ayet, ‘Nereye yönelirseniz Allah’ın rızası oradadır’ anlamını taşıyan bir genel hüküm içerir. Bu anlam şu şekillerde yorumlanabilir:
a) Yolculukta yürürken, nafile namazlarda ve düşmanla çarpışırken, nereye yönelirseniz Allah’ın rızası oradadır.
b) Yeryüzünün neresinde olursanız olun, yüzünüzü kıbleye çevirirseniz Allah’ın kıblesi oradadır; yani Kâbe’ye yönelmek her yerde mümkündür.
c) Dualarınızda yüzünüzü nereye çevirirseniz Allah’ın rızası oradadır; O, duanızı kabul eder.
Bu ayetin bu üç anlamı da taşıması muhtemeldir. Dolayısıyla ayetin nasih ya da mensuh olduğuna dair kesin bir delil yoktur; çünkü her nasih bir mensuh, her mensuh da bir nasih içerir.
Ayetin nasih olduğu ve Kudüs’e yönelerek namaz kılmayı yasakladığı iddia edilemez; çünkü ayetin “Namazınızda yüzünüzü nereye yöneltirseniz, işte kıbleniz orasıdır” şeklinde bir anlam taşıdığına dair kesin bir delil yoktur. Ayrıca bu ayetin Resûlullah ve sahabelerin Kudüs’e yönelerek namaz kıldıklarından sonra indiğine dair de bir delil bulunmamaktadır. Bu konuda Resûlullah’tan kesin bir hadis de yoktur; bu yüzden ayeti “Kudüs’e yönelmeyi yasaklayan ayet” demek doğru değildir.
Ayetin mensuh olduğuna dair de bir delil yoktur. Ayet, farklı şekillerde yorumlanabilir; bu yüzden kıbleye yönelmeyi emreden ayetin bunu yasakladığını söylemek hatalıdır. Ayet, “Nerede olursanız olun yüzünüzü Mescid‑i Haram’a çevirin” anlamına da gelebilir; örneğin “Duanızda nereye yönelirseniz, Allah’ın rızası oradadır; O, duanızı kabul eder” ya da “Yolculukta nafile namazlarınızda, düşmanla çarpışırken dilediğiniz yöne yönelerek namaz kılabilirsiniz” gibi yorumlar mümkündür. Bu yüzden ayete “mensuh” demek doğru değildir.
Taberi, “Kitabül Beyan an‑Usul‑il Ahkâm” adlı eserinde nasih ve mensuh kavramlarını şu şekilde tanımlamıştır:
NASİH: Kur’an ayetleri ya da Resûlullah hadisleri arasında, sabit bir hükmü kaldırıp yerine yeni bir hüküm getiren ifadedir. Başka bir yorumla değiştirilemez; ancak bir ayet ya da hadis başka bir bağlamda istisna ya da özel bir durum oluşturuyorsa, o zaman nasih ya da mensuh sayılmaz.
MENSUH: Daha önce kesin ve bağlayıcı bir hüküm olan bir metnin kesin olarak kaldırılmasıdır. Yukarıdaki ayette bu iki durum söz konusu değildir.
Ayette geçen “Allah’ın yüzü (rızası)” ifadesi, bazı alimler tarafından “Allah’ın yönü ve kıblesi”, diğerleri “Allah’ın zatı”, bir kısmı ise “Allah’ın rızası” şeklinde yorumlanmıştır.
Taberi, bu ayetin önceki ayetle bağlantısına dair şöyle der: “Bu ayet, bir önceki ayetin tamamlayıcısıdır. İki ayet birlikte şöyle açıklanır: ‘Allah’ın kulları, Mescitlerinde adını anmalarını engelleyen ve bu Mescitleri harap etmeye çalışan Hıristiyanlar gibi zalimler kimdir? Doğu da Allah’ındır, batı da Allah’ındır. Yüzünüzü nereye çevirirseniz Allah’ı orada anın. Çünkü Allah’ın rızası ve zatı oradadır. Onun lütfu, yarattığı yeryüzü ve size verdiği ülke sizi korur. Kudüs’ü tahrip etmeye çalışanlar ve orada Allah’ı anmanıza engel olanlar, sizin bulunduğunuz yerde Allah’ı anmanıza engel olmasın. Allah’ın rızasını istemenize engel olmasın.’”
Ayetin sonunda “Allah, rahmeti bol olandır” ifadesinin sözlük anlamı “Allah geniş ve kuşatıcıdır” demektir. Bu, Allah’ın yaratıklarını nimetleri, lütufları ve yeterliliğiyle kuşattığını ifade eder.