Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Allah’ın mescitlerinde adının zikredilmesini yasaklayan ve bu mescitleri yıkmaya çalışanlardan daha zalim kim olabilir? İşte onlara, bu mescitlere ancak korkarak girmeleri yaraşır. Onlar için dünyada rezillik, ahirette ise büyük bir azap vardır.
Allah’ın mescitlerinde ibadet etmek isteyenleri engelleyen ve bu yerlerin tahrip edilmesine çalışanlardan, Allah’a karşı daha şiddetli zulüm ve düşmanlık gösteren kimdir? Mescitleri tahrip etmeye çalışanların, bu mescitlere ancak korkuyla ve gelecek cezadan ürkerek girmeleri gerekir. Onlar için bu dünyada zillet, alçaklık, ölüm ve esaret vardır; ahirette ise cehennem azabı onları bekler.
Müfessirler, ayette bahsedilen ve Allah’ın mescitlerinde adının anılmasını engelleyen, tahrip etmeye çalışan kişiler hakkında farklı görüşler ortaya koymuşlardır.
Abdullah b. Abbas ve Mücahide’ye göre bu kişiler Hıristiyanlardır. Çünkü onlar, Mescid-i Aksa’da insanların Allah’ın adını anmasını ve namaz kılmasını engellemiş, oraya eziyet verici pis şeyler atmışlardır.
Katade ve Süddiye ise “Mescitlerde Allah’ın isminin anılmasına engel olan ve oraları tahrip etmeye çalışan kişiler”den kastın, Babil’de yaşayan ve Mecusi olan Buhtunnasr, ordusu ve ona yardımcı olan Hıristiyanlar olduğunu söyler. Yahudilerin Hazreti Zekeriyya’yı (aleyhisselam) öldürmelerine kızan Hıristiyanlar, Buhtunnasr’a Kudüs’ün tahribi konusunda yardım etmişlerdir. İbn-i Zeyd’e göre ise bu kişiler, Hudeybiye vakasında Resûlullah’ın Mekke’ye girmesine engel olan Kureyş müşrikleridir. Kureyş geleneklerine göre bir kişinin babasının katilinin bile Mekke’ye girmesine engel olamaz; fakat onlar Resûlullah’ı Kâbe’ye sokmamışlardır. Kureyş’in Kâbeyi harap etmesi, Allah’ı zikrederek orayı tamir eden müminlere engel olmaları ve hac‑umreye gelenleri oraya sokmamaları anlamına gelir. Taberi, “Mescitlerde Allah’ın adının anılmasına engel olan ve oraları tahrip eden kişilerin maksadı Hıristiyanlardır” demenin daha doğru olduğunu ifade eder; çünkü Kudüs’ün Buhtunnasr tarafından tahrip edilmesine Hıristiyanlar yardım etmiş ve Buhtunnasr’dan sonra mümin olan Yahudilerin ibadet etmesini engellemişlerdir.
Ayetin Kureyş müşriklerine işaret ettiğini söylemek doğru değildir. Kureyşliler zaman zaman Resûlullah ve sahabelerin Mescid-i Haram’da ibadetine engel olmuşlarsa da, hiçbir zaman onun tahribine çalışmamış, aksine orayı tamir etmiş ve bununla övünmüşlerdir.
Diğer yandan, bu ayetten önceki ayet Yahudi ve Hıristiyanların yaptıklarını kınamaktadır. Bu ayetin de Hıristiyanlara işaret ettiğini söylemek, ayetler arasındaki bağlantıyı kurmak açısından daha uygundur.
Taberi şöyle devam eder: “Ayette, Kudüs’ün yıkılmasına yardım eden ve orada müminlerin ibadetine engel olan Hıristiyan gruplardan bahsedilse de, ayetin genel ifadesi Allah’ın mescitlerinde, farz olsun nafile olsun ibadet eden müminlere engel olan ve bu yerleri tahrip eden herkesi kapsar. Bu sıfatları taşıyan herkes en büyük zalimlerdendir.”
Ayette ayrıca: “Onlara, bu mescitlere ancak korkarak girmeleri yaraşır” denir.
Taberi, “Allahü Teâlâ, mescitlerinde adının anılmasına engel olan zalimlerin ve bu yerleri tahrip edenlerin hâlâ bu tutumlarını sürdürmeleri halinde, o mescitlere girenlerin korku içinde kalacaklarını ve böyle cezalandırılacaklarını” bildirir.
Katade ve Süddi bu ayeti şöyle açıklar: “Bugün hiçbir Hıristiyan, Beytül Makdise (Kudüs) içinde güven içinde değil; korku ve ürperti içinde giriyor. Çünkü öldürülmekten korkuyorlar ya da cizye ödeyerek ezilmiş durumdalar.”
İbn-i Zeyd ise ayeti şöyle yorumlar: “Resûlullah Veda Haccı’nda ‘Artık bu yıldan sonra hiçbir müşrik hac yapmayacak ve kimse Kâbeyi çıplak olarak tavaf etmeyecek’ demişti. Müşrikler de bu sözden korkmuş, kendi kendilerine ‘Ey Allah’ım, oraya girmekten engellendik’ demişlerdir.”
Ayette son olarak: “Onlar için dünyada rezillik, ahirette ise büyük bir azap vardır” denir. Buradaki “dünyada rezil olmak” ifadesi, onların öldürülmesi, esir alınması ya da aşağılık bir şekilde cizye ödemeleri anlamına gelir.
Katade, “Zalimlerin dünyada aşağılık olmaları, kendi elleriyle cizye ödeyerek aşağılık bir konuma düşmeleri” şeklinde açıklar.
Süddi ise, “Zalimlerin dünyada aşağılık olmaları, Mehdi geldiğinde ve İstanbul fethedildiğinde cizye kabul edilmeden öldürülmeleri” olarak yorumlar. Ahiretteki büyük azap ise, bu kişilerin cehennemde sürekli kalacakları, hafifletilemeyecek bir azaptır.