Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Namazı kılın, zekâtı verin. Kendiniz için önceden gönderdiğiniz her hayrı Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızı çok iyi görür.
Namazı, tüm şartlarını yerine getirerek kılın. Mallarınızın zekâtını, içten ve gönül hoşluğuyla verin. Ne kadar salih amel işleseniz de onu ahiret için önceden gönderirseniz, sevabını Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz ki Allah, kullarının yaptığı her şeyi çok iyi görür. O hâlde ona ciddiyetle itaat edin, isyandan kaçının.
Taberi şöyle diyor: “Allah’ın bu ayette müminlere namaz kılmalarını, zekât vermelerini ve salih ameller işleyip kendileri için önceden ahirete göndermelerini emretmesinin sebebi şudur. Allah, müminleri Yahudilerden öğüt beklemeleri, onlara yönelmeleri ve Resûl’e kaba bir dille yaklaşmaları nedeniyle işledikleri günahlardan arındırmak istemiştir. Çünkü müminlerin namaz kılması, günahlarının kefareti, zekât vermeleri nefislerini ve bedenlerini günah kirinden arındırması, salih amel işlemeleri ise Allah’ın rızasına ulaşmanın bir vasıtasıdır.
Ayette, “Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızı çok iyi görür.” denir. Bu bölüm, Allah’ın her şeyi gördüğünü bildirmekle birlikte, zımnen bir dizi vaad ve tehdit, emir ve yasak içerir. Allah’ın kullarına yaptıklarını gördüğünü bildirmesi, onların kendisine itaat etmeleri gerektiğini, yasaklarından kaçınmaları gerektiğini, itaat ettiklerinde bazı mükâfatlara kavuşacaklarını, isyan ettiklerinde ise cezalandırılacaklarını ifade eder. Çünkü Allah, onların yaptıklarını gören ve denetleyen bir varlıktır.
Bu ayette, dinin temeli olan namazın kılınması ve sosyal adaleti sağlayan en önemli ibadet olan zekâtın verilmesi emredilmektedir. Namaz ve zekât, dinimizin emrettiği en önemli ibadetlerdir. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadiste şöyle buyurur:
“Kişi ile Allah’a ortak koşmak ve kâfirlik arasındaki şey, namazı terk etmektir.” (Müshîb al-İman, bab: 134, Hadis No: 82; Dâvûd, bab: 15, Hadis No: 4678; Tirmizî, bab: 9, Hadis No: 2618)
İslam âlimleri, namazı terk etmenin çeşitli şekilleri ve hükümlerini açıklamışlardır. Bunlar şöyle sıralanabilir:
a) Namaz inkâr edilerek terk edilirse, bunu yapan kişi kâfirdir. Bu hükmün aksini iddia eden kimse yoktur.
b) Namaz unutularak terk edilirse, bunu yapan kişi kâfir değildir. Bu konuda ihtilaf yoktur.
c) Namaz inkâr edilmemiş ama kasten terk edilmişse, bu konuda farklı görüşler vardır. Ahmed b. Hanbel, İbrahim en‑Nehâî ve İbn‑i Mübarek gibi âlimler “Namaz vakti geçinceye kadar onu terk eden kişi kâfirdir.” demişlerdir. Ahmed b. Hanbel ise “Hiçbir Müslümanı günahından dolayı tekfir etmeyiz; namazı terk eden hariç.” demiştir.
İmam Şâfiî ve Mekhul gibi âlimler, namazı inkâr etmemiş ama kasten terk edip kılmayan kişinin kâfir olmayacağını, fakat ona kısas uygulanarak bir mü’min gibi öldürüleceğini söylemişlerdir. Bu görüşe göre, inkâr etmeden kasıtlı olarak namazı terk eden kişi öldürülür, ancak Müslüman muamelesi görür; cenaze namazı kılınır, Müslüman mezarlığına defnedilir, mirasçıları ona mirasçı olur. Bazı Şâfiî hâkimleri ise böyle bir kişinin cenazesinin kılınmayacağını savunmuşlardır.
Ebû Hânife ve arkadaşları, inkâr etmeden özürsüz olarak namazı terk eden kişinin kâfir olmayacağını ve öldürülmeyeceğini, ancak namaz kılıncaya kadar hapsedilip ona sopa vurulacağını söylemişlerdir. Bu görüş, Hadis‑i Şerifin sert ifadesinin namazın önemini vurgulamak için olduğunu gösterir (Bkz. Ebû Dâvûd Şerhi, Meâlim es‑Sünnen, c. 5, s. 58).
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), zekâtını vermeyenler hakkında şöyle buyurur:
“Allah kime mal verir de o da malın zekâtını vermeyecekse, o kişinin malı kıyamet gününde iki siyah nokta bulunan bir yılan gibi şekillenir, sahibinin boynuna dolanır, ardından avurtlarından tutup ‘İşte senin malın benim, hazinen benim’ der.” (Buhârî, Zekât bab: 3; Tefsîr Sûre 3, hab: 14; Nesâî, Zekât bab: 20)
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sözlerini şöyle tamamlamış ve ayeti okumuştur: “Allah’ın, kendilerine lütfunu verdiği nimetlere karşı cimrilik yapanlar bunun kendileri için hayırlı olduğunu zannetsinler. Bilakis bu onlar için bir serdedir. Cimrilik yaptıkları şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’a aittir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Âl‑İmrân Sûresi, 3/180)