Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Bulutları üzerinize gölgelik yaptık. Size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz, lezzetli olanlarını yiyin.” dedik. Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Ey İsrailoğulları, Tin sahrasında bulunduğunuz sırada bulutlarla üzerinize gölgelik yaptık. Orada size bir lütuf olarak, ağaçların üzerine inen, baldan daha tatlı ve güzel bir nimet olan kudret helvası ve bıldırcın indirdik. “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve lezzetli olanlarını yiyin.” dedik. Fakat siz bu nimetlere karşı nankörlük ettiniz, emrimize isyan ettiniz. Ancak bizim emrimize isyan ederken bize zulmetmediniz; isyanlarınızla azabı hak ettiğiniz için kendi kendinize zulmetmiş oldunuz.
* Ayette geçen ve “bulutlar” olarak çevrilen kelime, gökyüzünü kaplayan her şeye denir. Bu bulut, duman ya da başka bir şey de olabilir. Mücahid, ayette bahsedilen ve İsrailoğulları üzerine gönderildiği söylenen (……)nin bildiğimiz bulut olmadığını, Abdullah b. Abbas’ın da bu bulutun normal bulutlardan daha soğuk ve güzel bir bulut olduğunu, kıyamet gününde Allah’ın emriyle ortaya çıkacağını ve Bedir savaşında meleklerin içinde bulunduğu bulut olduğunu söylemiş ve İsrailoğulları’nın Tih çölünde bu özel bulutla gölgelendiklerini ifade etmiştir.
Taberi şöyle diyor: Ayette geçen (……) kelimesi, göğü kaplayan herhangi bir şey olarak yorumlandığında, İsrailoğulları’nı gölgelendiren (……)nin bulut ya da başka bir şey olması mümkündür. Allah, buna “göğü kaplayıp örten” anlamına gelen (……) ismini vermiştir. “Bulut” demek uygun olmazdı; çünkü o zaman kaplayan şeyin buluttan başka bir şey olduğunu söylemek mümkün olmazdı.
Ayette geçen ve “kudret helvası” olarak çevrilen kelime, Mücahit’e göre bazı meyve ağaçlarının gövdesinden akan ve bala benzeyen bir maddedir. Katade’ye göre kar gibi beyaz bir maddedir. Rebi’ b. Enes’e göre bal gibi bir içecektir. İbn‑i Zeyd ve Âmir’e göre baldır. Vehb’e göre zerrecikler ve un gibi kabaran ekmeklerdir. Süddi’ye göre bu, Turrencebin ağacına inen bir nimet; Abdullah b. Abbas ve Âmir’e göre ağaçların üzerine gökten düşen ve yenilebilen bir maddedir.
Bazılarına göre ise bal gibi tatlı olan Sümam ve Uşer bitkilerinin üzerine düşen bir maddedir. Peygamberimiz bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Mantar denilen, yani kudret helvası, suyu da göz için şifadır.” (Tirmizî, K. et‑Tıb, bab: 22, Hadis No: 2066, 2068)
“Bıldırcın kuşu” olarak çevrilen kelime, Abdullah b. Abbas, Dehhak ve Âmir tarafından bu şekilde açıklanmış, Süddi ve Rebi’ b. Enes “bıldırcından daha büyük bir kuş” şeklinde, Vehb “güvercin gibi semiz bir kuş” şeklinde, Abdullah b. Mes’ud ve Abdullah b. Abbas “bıldırcına benzeyen bir kuş” şeklinde yorumlanmıştır. Katade ise bu kuşun, güneyden esen rüzgarlarla getirildiğini söylemiştir.
Taberi şöyle diyor: “Allah’ın bu kavmi bulutlarla gölgelendirmesinin ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirmesinin nedeni nedir?” Bununla ilgili çeşitli rivayetler vardır.
Taberi bu konuda özetle şunları anlatır: Süddi, Allah’ın Hazret-i Musa’nın kavminin tevbesini kabul ettikten ve Musa’nın seçtiği yetmiş kişiyi öldürüp tekrar dirilttikten sonra İsrailoğulları’nı Kudüs’e gitmeye emrettiğini söyler. Onlar oraya yaklaştıklarında Musa onlardan on iki önder seçip zorba bir kavme gönderir. Bu olayları Allah bize haber vermiştir. Kavim Musa’ya, “Ey Musa, orada kalacağız, siz gidin, biz burada oturacağız.” demiştir (Maide 5/24). Musa öfkelenip onlara beddua eder ve şöyle der: “Ey Rabbim, ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Sen bizimle bu fâsık kavmi ayır.” (Maide 5/25). Bu dua, Allah’ın bir tecavüzüdür. Allah, “Kırk sene o kutsal yer onlara haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın dolaşacaklardır.” (Maide 5/26) buyurur. İsrailoğulları çölde dolaşmaya mecbur edildiğinde Musa pişman olur, kavminden itaat edenlerle birlikte kalır. Onlar Musa’ya, “Ey Musa, bize ne yaptın?” diye sorar. Allah, Musa’nın pişmanlığı üzerine şöyle vahyeder: “O fâsık kavim için üzülme.” (Maide 5/26). Sonra kavim, “Ey Musa, suyu nereden bulacağız? Yemek nerede?” diye sorar. Allah, Turrencebin ağacına indirdiği kudret helvasını ve bıldırcına benzeyen Selva’yı gönderir. İsrailoğulları birisi kuşa bakar; eğer semizse keser, değilse bırakır. Zayıf kuş semizleştikten sonra gelir. İsrailoğulları “Yemek var ama içecek nerede?” der. Musa taşla vurur, taştan on iki pınar fışkırır. Her bir torun bu pınarlardan su içer. İsrailoğulları “Yemek ve su var, peki gölgelik nerede?” der. Allah onları bulutlarla gölgelendirir. Sonra “Bu gölgelik. Giyecek elbise nerede?” derler. Allah, elbiselerini hiç eskimeyen bir hâle getirir; büyüdükçe elbiseleri de büyür. Allah bu ayetlerde şöyle bildirir: “Bulutlarla üzerinize gölgelik yaptık. Size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve lezzetli olanlarını yiyin.” Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi kendilerine zulmettiler.
Bir zaman Musa kavmi için su aramıştı. Allah ona “Taşa vur.” demişti. Taştan on iki göze fışkırdı. Her cemaat su içeceği yeri bildi ve Allah şöyle buyurur: “Allah’ın rızkından yiyin, yeryüzünde fitne çıkarmayın.” (Bakara 2/57,60)
Rebi’ b. Enes şöyle diyor: “İsrailoğulları Tih çölünde beş ya da altı fersahlık bir alanda şaşkın bir halde dolaşıyorlardı. Sabah akşam aynı noktaya geliyorlardı. Kırk yıl bu şekilde devam etti. İşte bu sırada onlara kudret helvası ve bıldırcın kuşu gönderildi, elbiseleri de eskimiyordu. Yanlarında Tur dağından aldıkları bir taş vardı. Konakladıkları yerde Musa taşla vurdu ve on iki pınar fışkırdı.”
Abdullah b. Abbas şöyle ekler: “Çölde giydikleri elbiseler ne eskiyor ne de kirleniyordu.”
İbn‑i Cüreyc ise şöyle söyler: “Kudret helvası ve bıldırcın etinden bir günlük yiyeceklerinden fazla alırlarsa bu yiyecekler bozulur. Ancak Cumartesi gününün yiyeceğini Cuma gününden alırlardı; o günün yiyeceği bozulmaz.”