Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Hani: “Ey Musa, Allah’ı açıkça görmedikçe sana asla iman etmeyeceğiz.” demiştiniz; gözünüzün önünde bir çığlık belirdi ve sizi yakaladı.
Ey İsrailoğulları, siz de Musa’ya: “Allah’ı apaçık görüp gözlerinizle ona bakmadıkça seni kabul etmeyeceğiz.” demiştiniz. Bu yüzden bir çığlıkla helak edildiniz. Sizi helak eden bu çığlığı bizzat gözlerinizle gördünüz, onu gözlemlediniz.
Allah, önceki ve sonraki ayetlerle, Medine çevresinde yaşayan ve Peygamberimiz’e inanmayan Yahudileri kınıyor; onların yaptığı şeylerin, atalarının Musa’ya yaptıklarına benzediğini bildiriyor. Ataları, Allah’ın çeşitli nimetlerine ulaşmalarına ve peygamberinin mucizelerini gözleriyle görmelerine rağmen hâlâ teslim olmamış, dinden çıkmalarına yol açan davranış ve tekliflerde bulunmuşlardır. Bazen Musa’dan, Allah’tan başka ilahlar tayin etmesini istemişler, bazen buzağa tapmışlar, “Allah’ı gözlerimizle görmedikçe sana inanmayız.” demişler; savaşa davet edildiklerinde Musa’ya: “Git, sen ve rabbin savaşın. Biz burada oturacağız.” demişler. “Kutsal şehrin kapısından secde ederek girin ve ‘Affet’ deyin ki kusurlarınızı bağışlayalım.” denildiğinde, sözü tersine çevirip “Kutsal hamur içinde buğday” şeklinde söyleyip şehre kıçları üzerinde sürünerek girmişler. Bu tür davranışlarıyla Musa’ya büyük eziyet etmişlerdir. Muhammed’e (s.a.v.) inanmayan Yahudiler de benzer şekilde Allah’ın peygamberine karşı hakaret içeren eylemlerde bulunuyorlar.
Ayette geçen “çığlık” (Rebi‘ b. Enes’e göre “bir gürültü”, Süddiye’ye göre “bir ateş”, İbn-i İshak’a göre “bir sarsıntı”) aslında insanın dehşetinden aklını yitirmesine, duyularını kaybetmesine ya da helak olmasına neden olan her şeydir; ses, ateş, deprem ya da sarsıntı olabilir.
Musa’ya “Allah’ı açıkça görmedikçe sana iman etmeyeceğiz” diyenler, Musa’nın buzağa tapmalarından dolayı özür dilemesi için İsrailoğulları arasından seçtiği yetmiş kişidir. Tur Dağı’na vardıklarında Musa onları biraz geride bırakarak dağın tepesine çıkmış, Allah’la konuşmak istemiştir. Dağın tepesini bir duman kapladığında, bu yetmiş kişi “Allah’ı açıkça görmedikçe iman etmeyiz” demeye başlamış ve bu istekleri sonunda şiddetli bir sarsıntı yakalayıp hepsi birden ölmüştür.
Taberi, “İsrailoğulları Musa’ya ‘Allah’ı açıkça görmedikçe sana asla iman etmeyeceğiz’ demelerinin sebebi olarak İbn-i İshak, Süddi, Reb‘i b. Enes, İbn-i Zeyd ve Katade’den nakledilen rivayetlerin doğruluğu konusunda kesin bir delil bulunmadığını” söyler. Nakledilenlerin bir kısmı doğru olabilir; ancak İsrailoğulları’nın Musa’ya böyle bir teklif sunmasının asıl nedeni yalnızca Allah’tan bilinir. Allah’ın bu ayette İsrailoğulları’nı, Muhammed’i kabul etmelerinden dolayı kınaması da açıktır.
Başka bir ayette de şöyle buyrulur: “Musa, belirlediğimiz vakitte kavminden yetmiş kişi seçti. Onları güçlü bir sarsıntı yakaladığı zaman Musa şöyle dedi: ‘Ey Rabbim, eğer dileseydin bunları ve beni daha önce helak ederdin. İçimizdeki akılsızların yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin? Bu olanlar ancak senin bir imtihanındır. Sen bu imtihanla dilediğini saptırır, dilediğini de hidayete erdirirsin. Sen bizim velimizsin. Artık bizi bağışla, bize merhamet et. Sen, bağışlayanların en hayırlısısın.’” (A’raf Suresi, 7/155)
Musa’nın bu duası ve taleplerinden sonra Allah, helak olan yetmiş kişiyi bağışlar ve şükrederler diye tekrar diriltir. Bundan sonraki ayet de bu duruma işaret eder.