Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Bir zaman Musa kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim, buzağıyı ilah edinmekle kesinlikle kendinize zulmetmişsiniz. O halde yaradanınıza tevbe edin ve birbirinizi öldürün. Yaradanınız katında bu, sizin için daha hayırlıdır. Allah tevbenizi kabul etmiştir; çünkü O, tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhametli olandır.
Yine hatırlayın o zamanı ki, Allah, İsrailoğullarına: “Ey kavmim, siz buzağıyı ilah edinmekle kendinize zulmetmişsiniz.” demişti. Bu günahlardan, sizi yaratanınıza tevbe edin. Bir kısmınız diğer bir kısmınızı, yani buzağıya tapmayanlar tapanları öldürsün. Allah’ın emrine uyarak birbirinizi öldürmeniz, yaradanınız katında sizin için daha hayırlıdır. Çünkü bu sayede siz, Allah’ın ahiretteki azabından kurtulmuş olursunuz. Allah sizi bağışlayarak ve suçlarınızı cezalandırmayarak tevbenizi kabul etmiştir; çünkü O, kendisine yönelenlerin tevbesini kabul eden ve kullarına merhametli davranandır.
Hazreti Musa, buzağıya tapmayanlara ona tapanları öldürmelerini emretti. Onlar da öldürmeye başladılar. Ölenlerin sayısı yetmiş bine ulaştı. Bunun üzerine Hazreti Musa ağlamaya başladı. Allahü Teâlâ da onların tevbesini kabul etti.
Ayette geçen ve “birbirinizi öldürün” diye tercüme edilen ifade, Ebu Ali, Ebû Abdürrahman, Said b. Cübeyr, Mücahid, Abdullah b. Abbas, Süddi, Zühri, Katade, Ubeyd b. Umeyr, İbn-i İshak ve İbn-i Zeyd tarafından bu şekilde izah edilmiştir.
İsrailoğullarının buzağıya taparak dinden çıkmalarının cezası olarak birbirlerini öldürmeleri emredildiği söylenmiştir.
Taberi, adı geçen bu müfessirlerden özetle şunları nakletmektedir: İkrime, Abdullah b. Abbas’ın bu ayetin izahında şunları söylediğini rivayet etmiştir: Musa, kavmine, Rabbinin birbirlerini öldürmelerine dair emrini bildirmiştir. Bunun üzerine buzağıya tapanlar saklanmış ve bulundukları yerlerde oturup kalmışlardır. Buzağıya tapmayanlar ise hançerlerini ellerine alıp diğerlerini öldürmek istemişlerdir. Tam o sırada kendilerini şiddetli bir karanlık kaplamış; onlar da karanlıkta birbirlerini öldürmeye girişmişlerdir. Karanlık kalktığında yetmiş bin kişinin öldüğü görülmüştür. Bu olay, öldüren için de, öldürülen için de bir tevbe idi.
Said b. Cübeyr ve Mücahid ise şöyle demişlerdir: “İnsanlar birbirlerine karşı hançerlerini çekmişler ve birbirlerini öldürüyorlardı. Akrabası olsun olmasın kimse kimseye acımıyordu. Nihayet Hazreti Musa elbisesini ters çevirdi. Bunun üzerine ellerinde bulunan hançerleri bıraktılar. Yetmiş bin kişinin öldüğü görüldü.” Allahü Teâlâ Hazreti Musa’ya: “Bu kadarıyla yetindim” diye vahyetti.
Süddi bu olayı izah ederken şu ayetleri okumuş ve izahlarda bulunmuştur: “Musa, büyük bir öfke ve üzüntüyle kavmine döndü: ‘Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Aradan çok mu geçti, yoksa Rabbinizin gazabına uğramayı mı istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?’” diye. “Şöyle cevap verdiler: ‘Biz, sana verdiğimiz sözden kendi irademizle caymadık. Fakat Mısır’dan çıkarken, o kavmin mücevherlerinden yükler dolusu alıp götürmüştük. Biz onları ateşe attık. Samiri de yanındaki mücevherleri ortaya attı.’”
Hazreti Musa bu durumu görünce elindeki levhaları yere attı ve kardeşi Harun’un başından tutarak kendine doğru çekti. Harun ise ona: “... Ey anamın oğlu, sakalımı ve başımı tutma. Doğrusu ben, ‘İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü dinlemedin’ demenden korktum.” dedi. Bunun üzerine Hazreti Musa Harun’u bırakıp Samiri’ye yöneldi. Ona: “Ey Samiri, ya senin yaptığın nedir?” dedi. Samiri: “Ben, İsrailoğulları’nın görmediklerini gördüm. Elçinin izinden bir avuç toprak alıp onu erimiş mücevherin içine attım. İşte böyle, bunu bana nefsim hoş gösterdi.” dedi. Musa Samiri’ye şöyle dedi: “Haydi git, sen hayatın boyunca ‘Bana dokunmayın’ diyeceksin. Ahirette de sana kaçıp kurtulamayacağın, vadedilmiş bir azap vardır. Tapıp durduğun ilahına şimdi ne yapacağız bir bak. Onu muhakkak yakacağız, sonra denize savuracağız.” Sonra Musa tutup o buzağıyı parçaladı, yaktı ve denize savurdu. Sonra onlara: “Bu sudan için.” dedi. Onlar da içtiler. Buzağıyı çok sevenlerin bıyıklarında altın kalıntıları görüldü. Allahü Teâlâ bunlar hakkında: “İnkârlarından dolayı buzağı kendilerine içirildi.” (Bakara 2/93) dedi. Musa geri döndüğünde, pişman olan İsrailoğulları kendi kendilerine şöyle demişlerdi: “Yemin olsun ki eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve günahlarımızı bağışlamazsa şüphesiz ki biz hüsrana uğrayanlardan oluruz.”
Allahü Teâlâ, İsrailoğullarının tevbesini kabul etmedi. Ancak buzağıya taparak mürted olanlarla, buzağıya tapmadıkları halde tapanlara mani olmayanların savaşmaları halinde tevbelerini kabul edeceğini beyan etti. Bunun üzerine Hazreti Musa onlara: “Ey kavmim, buzağıyı ilah edinmekle kesinlikle kendinize zulmetmişsiniz. O halde yaradanınıza tevbe edin ve birbirinizi öldürün.” dedi. Onlar da iki saf yaptılar, kılıçlarla savaştılar. Buzağıya tapanlar da tapmayanlar da kılıçlarla savaşıyordu. Her iki taraftan ölenler de şehit sayılıyordu. Öldürülenler çoğaldı. Neredeyse İsrailoğulları yok olacaktı; onlardan yetmiş bin kişi öldürülmüştü. Nihayet Musa ve Harun: “Rabbimiz, sen İsrailoğullarını helak ettin. Rabbimiz, kalanları bırak.” diye dua ettiler. Allah da onlara silahlarını bırakmalarını emretti ve tevbelerini kabul etti.
Mücahid diyor ki: “İsrailoğulları bu hadisede babalarını ve oğullarını bile öldürüyorlardı. İşte Allahü Teâlâ onların tevbelerini böyle kabul etmişti.”
Benzer rivayetler, Ebu Ali, Zühri, Katade, Ubeyd b. Umeyr, İbn-i İshak ve İbn-i Zeyd’den de nakledilmiştir.