Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Ey İsrailoğulları, size verdiğim nimetlerimi hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü tutun ki ben de size verdiğim sözü tutayım. Ve yalnızca benden korkun.
Ey İsrailoğulları, ey İbrahim'in oğlu Yakup'un çocukları, sizi Firavun'un kötülük ve zararından kurtarma, sizden peygamberler seçme ve onlara kitaplar verme nimetlerimi hatırlayın. Siz, benim "Muhammed'e iman etme ve onun davasını insanlara açıklama" gibi emirlerime uyun ki, ben de sizi cennete koyacağıma dair olan vaadimi yerine getireyim. Ve sadece benden korkun, başkasından değil.
Ayette geçen "İsrailoğulları" ifadesinden kasıt, Hazreti Yakup'un oğullarıdır. Çünkü Yakup'un diğer bir adı da "İsrail"dir. İsrail'in anlamı ise "Allah'ın kulu" demektir. Allah Teâlâ burada İsrailoğullarından Yahudi âlimlerine seslenmektedir. Zira Resulullah'ı onlar yalanlamışlardı. Cenab-ı Hak bu ayette, Peygamberi Hazreti Muhammed'in (sallallahü aleyhi ve sellem) diliyle, İsrailoğullarına verdiği nimetleri hatırlatmaktadır. Nitekim Hazreti Musa da kendi peygamberliği döneminde onlara, atalarına verilen nimetleri hatırlatmıştır.
Allah Teâlâ, İsrailoğullarına çeşitli nimetler vermiştir. Onları, kendisine taptıran Firavun'un zulmünden kurtarmış, denizi yarıp içinden geçirmiş, çölde taştan sular fışkırtmış, gökten kudret helvası ve bıldırcın eti indirmiş, soylarından birçok peygamberler göndermiş ve kendilerine, dört büyük kitaptan biri olan Tevrat'ı indirmiştir. Ayrıca İslam dini, Allah'ın en büyük nimeti olarak bütün insanlıkla beraber onlara da gönderilmiş fakat onların çoğu bu nimeti inkâr etmiştir.
Hazreti Musa'nın, İsrailoğullarına bu nimetlerin bazılarını hatırlattığını şu ayet-i kerime açıklıyor: "Musa kavmine şöyle demişti: 'Ey kavmim, Allah'ın, üzerinizdeki nimetini hatırlayın. O, içinizden peygamberler çıkardı. Sizi, hükümdarlar yaptı ve âlemlerden hiçbir kimseye vermediğini size verdi.'" (Maide suresi, 5/20)
Ayet-i kerimede "Benim ahdimi yerine getirin ki ben de sizin ahdinizi yerine getireyim." buyrulmaktadır. Allah Teâlâ'nın, İsrailoğullarından aldığı ahit, Tevrat'ta Hazreti Muhammed'in geleceğini ve hak peygamber olduğunu bildirmesi, geldiğinde de ona iman etmelerine dair kendilerinden söz almasıdır. Bu konuda şu ayet-i kerimede denilmektedir ki: "Şüphesiz ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. Biz, onlara, içlerinden on iki başkan göndermiştik. Allah onlara şöyle dedi: 'Şüphesiz ben, sizinle beraberim. Andolsun ki, eğer namazı kılar, zekâtı verirseniz, peygamberlerime iman edip onlara yardım ederseniz ve Allah için güzel bir borç verirseniz, muhakkak ki kötülüklerinizi örterim. Ve sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, şüphesiz doğru yoldan sapmış olur.'" (Maide suresi, 5/12)
İbn-i Cüreyc bu ayeti zikrettikten sonra şöyle demiştir: "İşte Allah'ın, İsrailoğullarından aldığı ahit ve onlara verdiği emir budur. Bize de Allah'ın ahdi ve emri budur. Kim Allah'ın emrini yerine getirirse Allah da ona verdiği vaadi yerine getirir."
Said b. Cübeyr, Abdullah b. Abbas'ın, Allah Teâlâ'nın ve İsrailoğullarının ahdini şöyle aktardığını belirtmiştir: "Muhammed size geldiği zaman ona iman etmenize dair sizden aldığım ahdimi yerine getirin ki ben de Muhammed'i tasdik edip ona uymanızla daha önce işlediğiniz günahları affedeceğime dair olan vaadimi yerine getireyim."
Rebi' b. Enes, Ebul Âliye'nin bu ayeti şöyle açıkladığını rivayet etmiştir: "İslam dinine uyacağınıza dair sizden aldığım ahdi yerine getirin ki ben de size vaat ettiğim cenneti vereyim."
Süddi ise şöyle açıklamıştır: "Benim size, kitapta emrettiğim hükümleri yerine getirin ki ben de size itaat etmeniz halinde cennete koyacağıma dair olan vaadimi yerine getireyim."
Dahhak ise, Abdullah b. Abbas'ın bu ayeti şöyle açıkladığını rivayet etmiştir: "Size emrettiğim hususlarda bana itaat edip, yasakladığım hususlardan kaçınarak emirlerimi yerine getirin ki ben de sizden razı olayım ve sizi, vaat ettiğim cennete koyayım."
İbn-i Zeyd ise: Allah'ın ahdinden maksadın, Allah'ın emirleri, vaadinden maksadın ise, Allah'ın, kullarına vaat ettiği nimetler olduğunu söylemiş ve şu ayeti okumuştur: "Şüphesiz ki Allah, cihat eden müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar, Allah yolunda savaşırlar. Öldürürler ve öldürülürler. Bu, Allah'ın Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da olan gerçek vaadidir. Allah'tan daha fazla kim ahdine sadık kalır? Öyleyse yaptığınız bu alışverişe sevinin. İşte büyük kurtuluş budur." (Tevbe suresi, 9/111)
Ayet-i kerimenin sonunda "Ancak benden korkun" buyrulmaktadır. Yani, "Ey, kendilerine kitap indirerek göndereceğim peygamberlere iman edeceğine dair söz aldığım İsrailoğulları, siz, bu ahdinizi bozdunuz. Peygamberim Muhammed'i yalanladınız. Eğer inat etmekten vazgeçip peygamberime ve ona indirdiklerime iman edip, günahlarınızdan dolayı da bana tövbe etmezseniz, peygamberimi yalanlayan atalarınız gibi, sizin de başınıza azabımın inmesinden korkun."