Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
O takva sahipleri ki gayba iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.
Onlar, gayba iman ederler. Yani, gözleriyle görmedikleri cennete, cehenneme, sevaba, günaha, cezaya, mükafata içten inanırlar. Ve Allah'a, meleklere, kitaplara ve peygamberlere de iman ederler. Namazı dosdoğru kılarlar. Yani, İbn Abbas'ın da dediği gibi, o namazı, rükûsunu, secdesini, kıraatini ve huşûsunu tam yaparak, kendilerine farz kılındığı şekilde hakkıyla eda ederler.
İçinde haram bulunmayan helal malların zekâtlarını vermeleri ve övgüye layık diğer harcamalarda bulunmaları gibi, kendilerine rızık olarak verilen şeylerin temiz ve helal olanlarından Allah yolunda harcarlar.
Ayette geçen "iman ederler" ifadesinden maksat, Abdullah b. Abbas'a göre "tasdik ederler" demek, Rebi b. Enes'e göre ise "korkanlar", Zühri'ye göre de "amel işleyenler" demektir.
Taberi diyor ki: "Araplara göre "iman etme"nin anlamı "ikrar etmek ve doğrulamak" demektir. Bir şeyi sözüyle ikrar edene de "mümin" denir. Bir sözü ameliyle doğrulayana da "mümin" denir. Allah için herhangi bir şeyden korkmak da, sözle ve amelle tasdik etme anlamına gelen "iman" kavramının içine girer. "İman" kelimesi, Allah'ı, kitaplarını ve peygamberlerini dil ile ikrar ve bu ikrarı amel ile doğrulamayı birlikte kapsamaktadır. Bu nedenle ayeti, "Gayba iman ettiklerini kalpleriyle tasdik ve dilleriyle ikrar eden ve amelleriyle doğrulayanlar." şeklinde açıklamak daha doğru olacaktır. Zira Yüce Allah burada "iman" kelimesini özel bir kavramla sınırlamayıp genel bir ifadeyle belirtmiştir."
Ayette geçen "gayb" kelimesinden maksat, Said b. Cübeyr'in, Abdullah b. Abbas'tan rivayet ettiğine göre "Allah katından gelenler" demektir.
Ebû Salih'in, İbn Abbas'tan, Süddi'nin Ebû Malik'ten, Mürre'nin İbn Mes'ud'dan rivayet ettiklerine göre "gayb" kelimesinden maksat, "cennet ve cehennem gibi, kulların gözleriyle göremedikleri şeyler." demektir. Katade de bu görüştedir. Asım'ın, Zir b. Hubeyş'ten naklettiğine göre "gayb"dan maksat, Kur'an demektir. Rebi b. Enes'e göre ise "gayba iman etme", "Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, ahiret gününe, cennete, cehenneme, Allah'ın huzuruna çıkmaya ve öldükten sonra dirilmeye iman etme" demektir.
Müfessirler, bu ve bundan önceki ayetlerin, niteliklerini belirttiği kişilerden kimleri kastettiği hakkında farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
Süddi'nin Ebû Malik'ten, Ebû Salih'in İbn Abbas'tan, Mürre'nin İbn Mes'ud'dan rivayet ettiklerine göre bu ayetlerde nitelikleri belirtilen müminlerden maksat, Ehl-i Kitap olmayan müminlerdir. Bundan sonra gelen "Onlar, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Ahirete de kesinlikle onlar inanırlar." ayeti ise Ehl-i Kitap'tan iman edenleri nitelendirmektedir. Çünkü Yüce Allah, Hz. Muhammed'i peygamber olarak göndermeden önce Ehl-i Kitap olmayan Araplara kitap göndermemiştir. Onların dışındaki Yahudilere ve Hıristiyanlara kitap göndermiştir. Bu sebeple Yüce Allah müminleri iki kısım olarak belirtmiştir. Birinci kısımda olanlar daha önce kendilerine kitap gelmeyen ve iman meselelerinden haberdar olmayan müminlerdir ki onları "gayba iman edenler" şeklinde nitelendirmiştir. İkinci kısım ise, daha önce kendilerine kitap verilen Ehl-i Kitap'tır ki onları da "Sana ve senden önce indirilenlere iman edenler." şeklinde nitelendirmiştir. Diğer bazı âlimlere göre bu surede belirtilen dört ayette nitelikleri anlatılan "müminlerden" maksat, sadece Ehl-i Kitap'tır. Çünkü bunlar, kendilerinin gözlemlediği gaybla ilgili meseleleri Kur'an'ın belirtmesi üzerine Kur'an'a da iman etmişler, bu sebeple "gayba iman edenler" diye nitelendirilmişlerdir. Daha önce indirilen İncil ve Tevrat'a iman ettiklerinden dolayı da "Senden önce indirilenlere iman edenler." diye nitelendirilmişlerdir.
Başka bazı âlimler ise bu surenin baş tarafındaki dört ayette belirtilen "müminler" ifadesine Ehl-i Kitap olsun veya olmasın bütün müminlerin dahil olduğunu söylemişlerdir. Bunlar, cennet, cehennem, öldükten sonra dirilme gibi "gaybi konulara iman etme" ifadesine, Resulullah'a indirilenler ve ondan öncekilere indirilenler" girmediğinden dolayı bunları açıklayan ayetin ayrıca belirtilmesine ihtiyaç olduğunu, bu sebeple belirtildiğini, yoksa müminleri iki sınıfa ayırma amacıyla belirtilmediğini söylemişlerdir. Müminler, Rablerini razı edecekleri bütün fiil ve davranışları bilmelidirler ki onların hepsini yaparak Rablerini razı etsinler. Bu sebeple "gayba iman etme"nin yanı sıra Resulullah'a indirilenlere ve ondan öncekilere indirilenlere iman etme ve diğer niteliklerin hepsi belirtilmiştir. Bu görüş, Mücahid ve Rebi b. Enes'ten rivayet edilmektedir. Mücahid'in şöyle dediği aktarılmaktadır: "Bakara suresinin başındaki dört ayet müminlerin nitelikleri hakkında, iki ayet kafirlerin nitelikleri hakkında, on üç ayet ise münafıkların nitelikleri hakkındadır." Rebi b. Enes'ten de buna benzer bir rivayet aktarılmaktadır.
Taberi, bu görüşlerden, dört ayetin iki sınıf mümini açıkladığını söyleyen görüşün daha doğru olduğunu belirtmiştir. Çünkü bu görüşte olanların açıkladıkları deliller güçlüdür. Ayrıca bunlardan sonra gelen ayetlerde kafirlerin de, kalpleri mühürlenen açıkça kafir olanlar ile iman ettiklerini söyledikleri halde iman etmeyen münafıklar şeklinde iki kısma ayrılmaları, müminlerin de iki kısım olduklarını gösteren bir delildir." demiştir.
Ayette belirtilen ve "dosdoğru kılarlar" diye tercüme edilen "yukîmûne" ifadesinden maksat, "namazı, bütün rükünleriyle, mükemmel bir şekilde kılanlar." demektir. Abdullah b. Abbas, "Bu ifadeden maksat, rükûsu, secdesi, kıraati ve huşûsu tam olarak yerine getirilerek kişinin namaza kendini tamamen vermesidir." diye açıklamıştır.
Burada belirtilen "namaz"dan maksat, farz namazlardır. Bu kelimenin sözlük anlamı ise "dua etmek" demektir.
Taberi diyor ki: "Kanaatimce namazın, "dua" anlamına gelen salat kelimesiyle ifade edilmesinin sebebi, dua edenin, duasıyla Rabbinden dileklerinin karşılanmasını istediği gibi, namaz kılanın da ibadetiyle Rabbinden dilediklerini kabul etmesini istemesidir."
Ayette geçen: "Kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar." ifadesinden maksat, Abdullah b. Abbas'a göre, Allah'ın kendilerine farz kıldığı zekâtı vermeleri ve bunun sevabını Allah'tan beklemeleridir. Ebû Malik, Abdullah b. Mes'ud ve Abdullah b. Abbas'tan aktarılan diğer bir görüşe göre bu ifadeden maksat, zekât ayeti inmeden önce, kişinin aile fertlerine harcadığı nafakalardır.
Taberi, ayeti genel anlamda anlamanın ve buradaki "harcama"dan maksadın, insanların, mallarında gerekli olan bütün harcamalar olduğunu söylemenin daha doğru olacağını, bu ifadeye, zekât ve nafaka gibi bütün mali yükümlülüklerin de gireceğini söylemiştir.