Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
İşte o kitap, içinde hiçbir şüphe bulunmayan ve takva sahiplerine doğru yolu gösteren bir rehberdir.
Ey Peygamberim, sana bildirdiğim ve açıkladığım bu Kur'an'ın Allah katından geldiği konusunda hiçbir şüphe yoktur. Bu Kur'an, Rablerinin emirlerine uyarak ve yasakladığı günahlardan kaçınarak Allah'tan korkan, yani takva sahibi olan insanlar için doğru yolu gösteren bir rehberdir.
Burada Kur'an-ı Kerim'in rehberliğinin, yalnızca Allah'tan korkanlara, yani takva sahiplerine özgü olduğu belirtilmektedir. Çünkü Kur'an, müminlerin kalpleri için bir şifa iken, inkârcılar için gözlerini kör eden bir perdedir.
Nitekim diğer ayetlerde de Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "... Ey Peygamberim, sen onlara de ki: "Kur'an, iman edenler için bir hidayet rehberi ve şifadır. İman etmeyenlerin ise kulaklarında bir ağırlık vardır; onların gözleri Kur'an'a karşı kördür." (Fussilet Suresi, 41/44) "Biz, Kur'an'ı iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olarak indiriyoruz. Kur'an, zalimlerin ise ancak zararını artırır." (İsra Suresi, 17/82)
Evet, bu Kur'an, Allah'ın kâfirlere karşı en güçlü delilidir. Mümin bu Kur'an ile doğru yolu bulur. Bu Kur'an, kâfirin ise aleyhine bir delildir.
Ayette geçen "İşte o kitap" ifadesinden kasıt, Mücahid, İkrime, Süddi, İbn-i Cüreyc ve İbn-i Abbas'a göre "Bu kitap" demektir.
Taberi şöyle der: "Görünmeyeni işaret eden ve 'O' anlamına gelen 'Zalike' zamirinin, görünene işaret eden ve 'Bu' anlamına gelen 'Hazâ' yerine kullanıldığı nasıl söylenir?" diye sorulacak olursa, buna cevaben denir ki: "Geçmiş olan ve geçmesi yakın olan tüm şeyler, görünür kabul edilir ve ona göre cümleler kurulur. Örneğin, bir adam başka birine hitap ettiğinde, dinleyen kişi ona: 'Vallahi o şey söylediğin gibidir. Vallahi bu şey söylediğin gibidir.' diye cevap verir. Böylece geçmiş olaylar hakkında bazen 'Zalike' (yani 'O'), bazen de 'Hazâ' (yani 'Bu') zamiri kullanılır. Bu ayette de durum böyledir. Buradaki 'O' zamiri, mukatta'a harflere işaret etmektedir. Buna göre ayetin anlamı şöyledir: 'Ey Peygamberim, şimdi sana zikrettiğim ve açıkladığım bu harflerin kapsadığı anlamlar, içinde şüphe olmayan bir kitaptır.'"
Burada, harfler biraz önce anıldığı için, bunlara görünmeyeni işaret eden 'zalike' ile işaret edilmesi caiz görülmüştür. Zira 'zalike', yeni geçen haberler için işaret olarak kullanılır. Bu haberlere, göz önünde bulunan haberler gibi muamele edilir.
Bazı müfessirlere göre buradaki "O" zamiri, Bakara Suresi'nden önce Mekke ve Medine'de inen surelere işaret etmektedir. Buna göre anlam şöyledir: "Ey Peygamberim, sana indirmiş olduğum surelerin kapsadığı ayetler, içinde şüphe olmayan bir kitaptır." Bu durumda, ayette "O Sureler" denmemiş olsa da, sureler de Kur'an'ın birer parçası olduğundan "O" zamirini "Bu" zamiri olarak açıklamak uygun görülmüş ve "zalikel kitabü" ifadesinden kasıtın "hazel kitab" olduğu söylenmiştir.
Bazı âlimlere göre, buradaki "O" zamirinden kasıt, Tevrat ve İncil'e işarettir. Bu açıklamaya göre, 'zalike'nin 'hazâ' anlamına geldiğini söylemeye gerek yoktur. Zira 'zalike', tam kendi anlamında, gözle görünmeyene işaret etmiş olur.
Ayette geçen ve "İçinde hiçbir şüphe bulunmayan" diye tercüme edilen "La reybe fih" ifadesi, Mücahid, Ata, Süddi, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud ve Rebi b. Enes tarafından "içinde şek olmayan" şeklinde açıklanmıştır.
Yine ayette geçen ve "Doğru yolu gösteren" diye tercüme edilen "huden" kelimesi, Şa'bi tarafından "sapıklıktan kurtaran" şeklinde; Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Mes'ud tarafından ise "nur olan" şeklinde açıklanmıştır. Birinci açıklamaya göre ayetin anlamı "takva sahiplerini sapıklıktan kurtaran", ikinci görüşe göre ise "takva sahipleri için bir nur ve bir aydınlık olan" demektir.
Taberi şöyle der: "Eğer 'Yüce Allah'ın kitabı, sadece takva sahipleri için mi bir nurdur ve yalnızca müminlere mi doğru yolu gösterir?' diye sorulacak olursa, buna cevaben denir ki: 'Evet, Yüce Allah'ın kitabı, O'nun vasıflandırdığı gibidir. Şayet o, takva sahibi olmayanlar için de bir nur olsa ve mümin olmayanlara da doğru yolu gösterecek olsaydı, Yüce Allah onu, 'takva sahiplerine doğru yolu göstermeye' özgü kılmazdı. Tüm uyarılanlar için böyle olduğunu belirtirdi. Doğrusu Kur'an, takva sahiplerine doğru yolu gösteren, müminlerin kalplerindeki hastalıkları tedavi eden bir kitaptır. Kendisini yalanlayanların kulaklarında bir ağırlık, inkâr edenlerin gözlerini örten bir körlük, kâfirlere karşı Allah'ın kesin delilidir. Mümin, onunla doğru yolu bulur. Kâfir de onunla susturulur.'"
Ayette geçen ve "Takva sahipleri" diye tercüme edilen "lil müttakin" ifadesi, Hasan-ı Basri tarafından "Kendilerine haram kılınanlardan kaçınan ve kendilerine farz kılınanları yerine getirenler" şeklinde açıklanmıştır. Abdullah b. Abbas tarafından ise "Bildikleri hidayeti terk etmeleri halinde Allah'ın kendilerini cezalandırmasından korkanlar ve Allah'ın gönderdiklerini tasdik ettikleri takdirde O'nun merhametini umanlar" şeklinde açıklanmıştır. Ebu Malik, Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Mes'ud'dan nakledilen başka bir açıklamaya göre de onlar bu ifadeyi "Müminler" diye açıklamışlardır. Kelbi tarafından ise "Büyük günahlardan kaçınanlar" şeklinde açıklanmış; Dehhak'ın Abdullah b. Abbas'tan rivayetine göre o da bu ifadeyi: "Allah'a ortak koşmaktan kaçınan ve O'na itaat eden müminler" şeklinde açıklamıştır. Katade ise "müttakiler"den kasıtın, daha sonra gelen ayetlerde "gayba iman etme, namazı kılma, kendilerine verilen rızıktan infak etme" gibi sıfatları zikredilen kişiler olduğunu söylemiştir.
Taberi, bu açıklamalardan en çok tercih edilmesi gerekenin, "Takva sahiplerinden kasıt, Allah'ın yasakladığı şeylerden kaçınan ve Allah'ın emrettiği şeyleri yerine getirerek O'na itaat eden kimselerdir" diyen görüş olduğunu belirtmiş; ayetin genel ifadesinin bunu gerektirdiğini, ayeti takvanın herhangi bir yönüne özgü kılmaya dair bir delil bulunmadığını ifade etmiştir. Ayrıca, buradaki "takva"dan kasıtın "Allah'a ortak koşmaktan kaçınmak ve nifaktan uzak durmak" diyenlerin görüşlerinin doğru olmadığını söylemiştir. Bu görüşte olanların "nifakı" "Allah'ın haram kıldığı şeyleri işleme ve farz kıldığı şeyleri yapmama" anlamına aldıkları takdirde, takvayı açıklamalarının doğru olabileceğini de belirtmiştir