Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Yeryüzünü size bir döşek, göğü de bir bina kılan, gökten su indirip onunla size rızık olarak ürünler çıkaran O'dur. Öyleyse bile bile Allah'a ortaklar koşmayın.
Yeryüzünü sizin için üzerinde yaşanabilir, sabit bir yer ve gökyüzünü de kubbe gibi bir yapı yapan O'dur. Yağmuru yağdıran ve onunla size yiyecek ve geçim kaynağı olarak ekinler, ağaçlar ve meyveler bitiren de O'dur. O halde Allah'a denk ve benzerler tanımayın. Çünkü size ondan başka rızık verecek Rabbiniz yoktur. Her şeyi, daha önce bir benzeri olmadığı halde var eden ve rızıklandıran O'dur.
Ayette "Yeryüzünü size bir döşek kılan O'dur" buyurulmaktadır. Bununla kastedilen, yeryüzünün insanların yaşamasına elverişli hale getirilmesidir. Allah Teâlâ bu ayetiyle, kâfirlere, münafıklara ve diğer insanlara dünyada verdiği nimetleri hatırlatmaktadır ki, O'na itaate dönsünler. Bu da, Allah'ın onların kulluk ve itaatlarına ihtiyacı olduğundan değil, onlara olan şefkat ve merhametindendir. Böylece doğru yolu bulsunlar ve Allah'ın dünya ve ahirette kullarına verdiği nimetlerin hepsinden faydalansınlar.
Yine ayette: "Göğü de bir bina kılan O'dur" buyurulmaktadır. Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud ve diğer bazı sahabeler, göğün bina kılınmasından maksadın, onun yeryüzünün üzerinde bir kubbe gibi yaratılması ve yeryüzünün tavanı gibi durması olduğunu söylemişlerdir.
Taberi diyor ki: "Allah Teâlâ kullarına verdiği nimetleri sayarken özellikle gökleri ve yeri de saymıştır. Zira kulların rızıkları, yaşantıları göklerde ve yerde bulunmakta ve dünyaları bu iki alemle var olmaktadır. Böylece Allah Teâlâ kullarına bildirmektedir ki, gökleri ve yeri, onlarda bulunan bütün yaratık ve nimetleri var eden O'dur. Bu sebeple kulların O'na itaat etmeleri, O'nun nimetlerine karşı şükretmeleri ve O'na ibadet etmeleri gerekir. Herhangi bir fayda veya zarar sağlamayan put ve heykellere değil."
Ayette "Gökten su indirip onunla size rızık olarak ürünler çıkaran O'dur" buyurulmaktadır. Allah Teâlâ bu ifadeyle de kullarını, kudretinin ve saltanatının yüceliği hususunda uyarmakta, onlara verdiği nimetleri hatırlatmakta, kendilerini yaratan, rızıklandıran ve geçimlerini sağlayan put ve heykeller olmayıp bizzat kendisinin olduğunu bildirmektedir.
Allah Teâlâ, ayetin devamında ise kullarının kendisine herhangi bir şeyi ortak koşmamalarını emretmektedir. Zira Allah'ın ne bir dengi ne de bir benzeri vardır. Allah'tan başka hiçbir şey kullarına ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilir. Ne bir şeyi yaratabilir ne de rızıklandırabilir.
Ayette geçen ve "benzer" diye tercüme edilen kelimesi, Katade ve Mücahid tarafından "denkler" şeklinde açıklanmıştır.
Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Mes'ud ve diğer bazı sahabeler ise "Allah'a benzerler isnat etmeyin" ifadesini "Bazı insanları Allah'a denk tutarak Allah'a isyan edenlere itaat etmeyin" şeklinde açıklamışlardır. İbn-i Zeyd, burada Allah'a denk tutulan şeylerden maksadın, Allah'a yaptıkları her şeyin aynısını kendilerine de yaptıkları putlar olduğunu söylemiştir. İkrime ise ayetin bu bölümünü şöyle açıklamıştır: "Köpeğimiz olmasaydı hırsız eve girerdi" gibi sözleri söyleyerek Allah'a denkler tutmayın."
Allah Teâlâ, insanların, kendisine bir şeyi ortak koşmalarını, O'nun dışında herhangi bir şeye ibadet etmelerini, O'na itaatte herhangi bir şeyi O'na denk tutmalarını yasakladı. Ve buyurdu ki: "Madem ki sizi yaratmamda, rızıklandırmamda ve sizin sahibiniz olmamda ve size nimetler vermemde benim hiçbir ortağım yoktur. O halde sadece bana itaat edin. İbadeti sadece bana yapın. Yaratıklarımdan herhangi bir şeyi bana denk tutmayın. Sizler biliyorsunuz ki, üzerinizde bulunan her nimet bendendir."
Ayette "O halde bile bile Allah'a benzerler isnat etmeyin" buyurulmaktadır. Burada "Allah'a bile bile benzerler isnat edenlerden kimlerin kastedildiği hususunda iki görüş zikredilmiştir:
Abdullah b. Abbas, bu insanlardan maksadın, bütün müşrikler olduğunu, Arap müşriklerinin de Ehl-i Kitap müşriklerinin de bu ifadenin içinde bulunduklarını zikretmiştir.
Mücahid ise bu ifadeden maksadın, Yahudi ve Hıristiyanlardan iki grup Ehl-i Kitap olduğunu, zira bunların, Tevrat ve İncil'den Allah'ın birliğini öğrendiklerini bu sebeple Allah'a bile bile denkler tutmaya çalıştıklarını söylemiştir.
Taberi birinci görüşü tercih ediyor ve özetle diyor ki: "Mücahid'i bu görüşe sevk eden sebep, Arapların, Rablerinin birliğini inkar ederek O'nun kendilerinin yaratıcısı ve rızık vereni olduğunu bilmedikleri ve ibadette bazı putları O'na ortak koştukları kanaatinde olmasıdır. Halbuki Allah Teâlâ, ayette, Arap müşriklerinin, yaratıcı olarak Allah'ın birliğini ikrar ettiklerini ancak Allah'a ibadette bir takım putları O'na şefaatçi yaparak ortak koştuklarını bildirmektedir. Nitekim ayetlerde şöyle buyurulmaktadır: "Ey Resulüm, yemin olsun ki, eğer onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, şüphesiz ki "Allah" derler. Öyleyse nasıl oluyor da döndürülüyorlar." (Zuhruf suresi, 43/87).
"Ey Resulüm, de ki: "Size gökten ve yerden rızık veren kimdir? Size kulak ve gözleri bahşeden kimdir? Ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkaran kimdir? Bütün işleri düzene koyan kimdir?" "Allah'tır" diyeceklerdir. De ki: O halde Allah'tan korkmaz mısınız?" (Yunus suresi, 10/31). Görüldüğü gibi Arap müşrikleri de Ehl-i Kitap gibi, Allah'ın tek yaratıcı ve rızıklandırıcı olduğuna iman ediyorlardı. Bu sebeple ayette geçen "O halde bile bile Allah'a benzerler isnat etmeyin" ifadesindeki muhatapların sadece Ehl-i Kitap olmayıp, Arap, Acem, Ehl-i Kitap olan veya olmayan bütün müşrikler olduklarını söylemek daha isabetlidir