Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Yalnızca sana kulluk ederiz ve yalnızca senden yardım dileriz.
Allah'ım, yalnızca sana boyun eğer, yalnızca sana ibadet ederiz. Yaptığımız ibadetlerde, itaatlerde ve tüm işlerimizde yalnızca senden yardım isteriz. Senden başka hiçbir varlıktan yardım dilemeyiz. Seni inkâr eden kâfirler ise, taptıkları putlardan yardım dilerler. Biz onlardan uzağız.
Abdullah b. Abbas, bu ayetin açıklamasında şöyle demiştir: "Cebrail, Hz. Muhammed'e (s.a.v.) Allah'ın şöyle buyurduğunu aktarmıştır: 'De ki: Rabbimiz, yalnızca sana inanır, senden korkar ve sana umut bağlarız.'"
Taberi, ayetin "Senden korkar ve sana umut bağlarız" şeklinde açıklanması yerine, "Sana boyun eğer ve sana teslim oluruz" şeklinde açıklanmasının daha uygun olacağını belirtmiştir. Çünkü ayette geçen "Yalnızca sana kulluk ederiz" ifadesi, her şeyden önce boyun eğmeyi ve teslim olmayı ifade eder. Korku ve ümit de bu boyun eğme ifadesinin içindedir.
Taberi şöyle der: "Eğer şöyle denilirse: 'Allah kullarına kendisine itaat etmelerini emrediyor ve itaatlerinde kendisinden yardım dilemelerini de emrediyor. Allah, kullarına itaat etmelerini emrettikten sonra, onlara itaatlerinde yardım etmemesi mümkün müdür? O halde kulun, rabbinden itaatinde kendisine yardımcı olmasını dilemesinin anlamı nedir?' Buna cevaben denilir ki: 'Kul, rabbinden geçmişteki itaatleri için değil, gelecekteki itaatleri için yardım istemektedir. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Zira Allah, kullarına emirlerini yerine getirecek güç ve imkanları verdikten sonra, yine de o emirleri yerine getirirken onlara yardım etmesi, Allah'ın kullarına bir lütfudur. Allah'ın, günaha dalan ve Allah sevgisinden uzaklaşan kullarına itaatte yardım etmeyip bu lütfunu kesmesi, buna karşılık Allah'a kullukta tüm gayretini harcayan ve O'na itaate koşan kuluna, itaat etmesi için yardım etme lütfunda bulunması, Allah için ne kötü bir yönetimdir ne de hükümlerinde zulümdür. Bu nedenle kulun, itaatte rabbinden yardım dilemesi isabetli bir davranıştır.'"
Allah'ın, kullarına kendisine itaat ederken yine kendisinden yardım istemelerini emretmesi, işleri Allah'a bırakan "kadercilerin" iddialarını boşa çıkaran en güzel delillerdendir. Kaderciler, Allah'ın kuluna bir şeyi emredip veya kulunu bir işle yükümlü kılıp sonra da ona yardım etmemesini imkânsız görürler. Onlara göre, Allah'ın bir şeyi emretmesi halinde o hususta kuluna yardım etmesi zorunludur. Kulun, o emri yerine getirirken Allah'tan yardım istemesi gereksizdir. Onların görüşüne göre, "Ey Allah'ım, yalnızca sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz" diyen kimse, "Ey Allah'ım, yalnızca sana ibadet eder ve senin bize zulmetmemeni isteriz" demiş olur. Halbuki tüm Müslümanlar, "Ey Allah'ım, yalnızca senden yardım dileriz" diyenin sözünün doğru, "Ey Allah'ım, sen bize zulmetme" diyenin sözünün ise yanlış olduğu konusunda hemfikirdir. Bu da "kadercilerin", ayeti "Ey Allah'ım, sen bizden yardımını kesme, senin bizden yardımını kesmen bir zulümdür" şeklinde yorumlamalarının yanlış olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Taberi şöyle der: "Eğer şöyle denilirse: 'Ayette neden önce "Yalnızca sana ibadet ederiz" denildi? Daha sonra da "Yalnızca senden yardım dileriz" denildi? Halbuki önce, ibadet etmede yardım edilmesi istenilmeli, daha sonra da ibadet edildiği bildirilmelidir.' Cevaben denir ki: 'Allah'ın yardımı olmadan ibadet edilemeyeceğinden, ibadet etmekle yardım istemek birbirinden ayrılmaz şeylerdir. Kul isterse önce yardım dileyip ibadet ettiğini beyan etsin, isterse ibadet ettiğini bildirip yardım dilesin, fark etmez. Bir kişinin, ihtiyacını gideren insana "İhtiyacımı giderdin. Bana büyük bir iyilik ettin" demesiyle "Bana büyük bir iyilik ettin. İhtiyacımı giderdin" demesi aynı şeylerdir. İşte ayetteki ifade de bu anlamdadır. Bu nedenle, ayetteki "Yalnızca sana ibadet ederiz" ifadesi, "Yalnızca senden yardım dileriz" ifadesinden önce gelmesine rağmen, mana olarak daha sonra gelmiş gibidir.' diyenlerin sözleri isabetli değildir."
Taberi şöyle der: "Eğer şöyle denilirse: 'Ayette "ancak sana" diye çevrilen "İyyake" zamirleri neden iki kere zikredilmiştir de bir kere zikredilmemiştir?' Cevaben denilir ki: 'Bu zamirler, fiillerden önce gelmeyip sonra gelecek olsalardı, Arapçanın üslubu gereği tekrar edilmeleri gerekirdi ve 'nabüdüke ve nestainüke' denilirdi. Bu zamirlerin, fiillerden önce gelmeleri halinde de tekrar edilmeleri, Arapçadaki ifade şekillerine uygundur ve daha fasih bir ifadedir.'"