Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Her türlü övgü ve şükür, evrenin Rabbi olan Allah'a mahsustur. O, sonsuz merhamet sahibi, günahları bağışlayan ve hesap gününün tek sahibidir.
Övgü ve şükür, yalnızca yüce Allah'a aittir. O'ndan başka tapınılacak hiçbir varlık bu niteliğe sahip değildir. Çünkü Allah, kullarına sayısız nimetler bahşetmiştir. Bu nimetlerin tam karşılığını kimse bilemez.
Övgü (Hamd): Allah'ı güzel isim ve sıfatlarıyla yüceltmektir.
Şükür: Allah'ı, verdiği nimetlerden dolayı övmektir. Taberi, buradaki "Hamd" kelimesinin "Şükür" ile aynı anlama geldiğini belirterek, "Elhamdülillah" ifadesine şu şekilde anlam vermiştir: İtaat edilmesi için her türlü imkanı sağlayan, emirlerinin yerine gelmesi için insanlara uygun bedenler veren, hak etmedikleri halde dünyada türlü nimetlerle rızıklandıran ve onları ebedi cennete götürecek yolu gösteren Allah'a, sayısız nimetlerine karşılık şükredilmelidir. Bu şükür yalnızca O'na mahsustur, başka hiçbir yaratığa değil.
Taberi, Abdullah bin Abbas ve Hakem bin Umeyr'den de "Hamd" kelimesinin "şükretmek" anlamına geldiğini rivayet etmiştir. Dehhak, Abdullah bin Abbas'ın şöyle dediğini nakleder: "Elhamdülillah" demek, Allah'a şükretmek, ona boyun eğmek, O'nun nimetlerini, doğru yolu göstermesini ve bizi yoktan var etmesini kabul ve ikrar etmektir.
Hakem bin Umeyr, Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Sen, 'Elhamdülillahi Rabbilâlemin' dediğinde Allah'a şükretmiş olursun. O da sana olan nimetlerini artırır."
Ka'bul Ahbar ise "Elhamdülillah"ın, Allah'ı övmek olduğunu rivayet etmiştir. Bunun bir nimet karşılığında olup olmadığına dair bir şey belirtmemiştir.
Taberi, "Elhamdü" kelimesindeki "el" takısının genellik ifade ettiğini, bu nedenle "Elhamdülillah"ın, bütün övgü ve şükürlerin Allah'a mahsus olduğu anlamına geldiğini belirtmiştir.
Taberi şöyle der: "Eğer 'Bütün alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun' ifadesi ve sonrasındaki ifadeler bizzat Allah tarafından söylenerek kendi kendini övmesi ve bizlere de böyle yapmamızı öğretmesi ise, o zaman 'Ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz' ifadeleri nasıl açıklanacaktır? Zira Allah yardım isteyen değil, yardım eden, ibadet eden değil, kendisine ibadet edilendir. Yoksa bunlar Cebrail'e veya Muhammed'e söylenmesi emredilen ifadeler midir?" Cevaben denilir ki: "Bunların hepsi Allah'ın kelamıdır. Allah bunlarla kendisini övmüş, kullarına da bu şekilde kendisini övmelerini öğretmiştir. Ve onlara demiştir ki: 'Deyin ki: Ancak sana kulluk eder ve ancak senden yardım dileriz...' Burada takdir edilen 'Deyin ki' ifadelerinin ayetlerin başında açıkça zikredilmemesi, Arap dilinin kısaltmaya ve veciz ifadeye verdiği önemdendir. Zira Arapçada bir mana, cümlenin bazı kelimeleri düşürülerek de ifade edilebilirse, düşürülmesi mümkün olan kelimeler düşürülür ve kısa bir şekilde ifade edilir. Burada da durum böyledir. Nitekim Abdullah bin Abbas, 'Elhamdülillah'ı şöyle izah etmiştir: Cebrail, Muhammed'e dedi ki: 'Ey Resûlüm, de ki; Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.'"
Alemlerin Rabbi: İnsanların, cinlerin, meleklerin, göklerin ve yerin Rabbi demektir. Arap dilinde "Rab" kelimesi, "itaat edilen efendi, bir şeyi düzelten, bir şeyin sahibi" gibi anlamlara gelir. Yüce Rabbimiz, benzeri ve dengi olmayan bir Rab'dır. Yaratıklarına bol nimetler vererek onların durumlarını düzelten ve ıslah edendir. O, her şeyi yaratan ve bütün işleri elinde tutan bir hükümdardır. Bu nedenle "Rab" kelimesinin üç anlamı da Allah için geçerlidir.
Âlem: Tüm ümmetleri ve yaratılmış toplulukları ifade eder. Böylece insanlar bir alem, cinler bir alem, diğer yaratıklar da kendi başlarına birer alemdir. Bu kelime, tekili bulunmayan bir cins isimdir. Her yaratık sınıfına "Âlem" dendiği gibi, o sınıfın belirli bir çağda yaşayanlarına da "Âlem" denir.
Abdullah bin Abbas, Said bin Cübeyr ve Mücahid, "Alemlerin Rabbi" ifadesini, "Cin ve insan alemlerinin Rabbi" şeklinde izah etmişlerdir. Katade, "Her sınıf kendi başına bir alemdir" demiştir. Ebul Aliye ise "İnsanlar bir alem, cinler de bir alemdir. Bunların dışında olan varlıklar ise on sekiz bin veya on dört bin alemdir" demiştir.