Metin günümüz Türkçesine sadeleştirildi, hata bulunabilir.
Tefsire çift tıklayarak hızlıca not ekleyebilir, metin seçerek vurgu yapabilirsiniz.
Ey Rasûlüm, Rabbinin, benzeri yaratılmamış sütunları olan İrem şehrinde yaşayan Âd kavmine, vadide kayaları oyup ev yapan Semud kavmine, kazık (güç ve kuvvet) sahibi Fiavuna ne yaptığını görmedin mi? Çünkü onlar o ülkelerde azgınlık yapmış, bozgunculuğu artırmışlardı. Bu yüzden Rabbin onlara bir azap kamçısı yağdırmıştı.
Âyette geçen “İrem” kelimesi, müfessirler tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır.
Bazılarına göre İrem bir beldenin adıdır. Muhammed b. Ka‘b el‑Kurezi’ye göre bu şehir İskenderiye’dir. Ebû Said el‑Makburi, Said b. el‑Müseyyeb ve İkrime’ye göre ise burası Şam’dır. Bu görüşe göre ayetin anlamı: “Ey Rasûlüm, Rabbinin, İrem şehrinde yaşayan Âd kavmine ne yaptığını görmedin mi?” şeklindedir.
Bazı müfessirlere göre İrem bir ümmet adıdır. Mücahid bu görüştedir. Bu durumda ayet: “Ey Rasûlüm, Rabbinin, İrem ümmetine mensup Âd kavmine ne yaptığını görmedin mi?” anlamına gelir.
Başka bir grup müfessir, İrem’in “eski” anlamına gelen bir sıfat olduğunu söyler. Ayet, önceki Âd kavminden bahseder. Mücahid’in bu yorumu: “Ey Rasûlüm, Rabbinin eski Âd kavmine ne yaptığını görmedin mi?” şeklindedir.
Diğer bir grup ise İrem kelimesinin Âd kavminden bir kabileyi ifade ettiğini belirtir. Katade, İrem’in Âd’ın atası olduğunu söyler. Bazı müfessirler de İrem’in “helak olan” anlamına gelen bir sıfat olduğunu, yani ayetin: “Ey Rasûlüm, Rabbinin helak olan Âd kavmine ne yaptığını görmedin mi?” demek olduğunu ileri sürer. Bu görüş Abdullah b. Abbas ve Dehhak’tan nakledilmiştir.
Taberi, İrem kelimesinin sonundaki esre okunmaması nedeniyle Âd kelimesine sıfat olamayacağını, bunun ya bir belde, bir kabile ya da bir ümmet adı olabileceğini ve bu yüzden “gayr‑i munsarif” olduğunu, ayrıca Âd kelimesinin İrem’e muzaaf yapılmaması sebebiyle İrem’in Âd kavminden bir kabileyi ifade ettiğinin daha doğru olduğunu belirtir.
Allahü Teâlâ, Âd kavmini “sütunlar sahibi” olarak tanımlamıştır. Bu sıfatın neyi kastettiği konusunda müfessirler farklı görüşler sunmuştur.
Abdullah b. Abbas ve Mücahid’e göre bu sıfat, Âd halkının uzun boylu olmasını, yani boylarının sütunlar gibi uzun olduğunu ifade eder.
Katade ve Mücahid, bu sıfatın Âd’ın göçebe yaşam tarzını, çadır kurarken sütun gibi direkler dikmesini ve otlak ile su kaynaklarına göç ederek hayatlarını sürdürmesini betimlediğini söyler.
İbn‑i Zeyd, bu sıfatın Âd’ın büyük sütunlu bir bina inşa etmesiyle ilgili olduğunu, bu binanın Ahkaf (Yemen) bölgesinde yaşadıkları sırada yapıldığını ve yeryüzünde benzeri olmayan bir yapı olduğunu anlatır.
Dehhak, “Âd kavminin bu şekilde sıfatlandırılmasının sebebi, onların güçlü ve kuvvetli olmaları”dır.
Taberi, Arapçada “sütun sahibi” ifadesinin göçebe çadır kuranlar için kullanıldığını belirterek bu görüşü tercih eder.
Ayette, Âd kavminin benzeri başka yerlerde yaratılmadığı vurgulanır; çünkü onlar güçlü, kuvvetli ve zorba bir kavimdir. Katade, her birinin boyunun on iki arşın olduğunu söyler. İbn‑i Zeyd ise bu sıfatın sütunlara atıfta olduğunu, Âd’ın sütunlu binasının benzerinin henüz yapılmadığını belirtir. Taberi, bu ifadenin dilbilgisi kurallarına uymadığını söyleyerek bu görüşü reddeder. Ayrıca Âd kavminin ülkelerinin İskenderiye ve Şam değil, Yemen’deki Ahkaf bölgesi olduğunu ve bunun Ahkaf Sûresi 46/21’de açıkça belirtildiğini vurgular.
Allahü Teâlâ, Firavun’u “kazıklar sahibi” olarak nitelendirir. Müfessirler bu ifadenin neyi kastettiği konusunda farklı açıklamalar yapmıştır.
Abdullah b. Abbas’a göre bu, Firavun’un güçlü bir orduya sahip olması anlamındadır.
Mücahid, Ebû Rafi‘ ve Said b. Cübeyr’e göre “kazıklar sahibi” denmesinin sebebi, Firavun’un insanları kazıklara çakarak ya da bağlayarak işkence etmesidir. Ebû Rafi‘ şöyle anlatır: “Firavun, karısını ellerinden ve ayaklarından dört kazığa bağladı, ardından sırtına bir el değirmeni koydu ve onu ölüme terk etti.” Said b. Cübeyr ise: “Firavun, yere kazıklar çakar, insanları ellerinden ve ayaklarından bu kazıklara bağlardı.” Başka bir görüşe göre Firavun, büyük bir bina yaptırıp insanları orada işkenceye maruz bırakmıştır.
Katade ise “kazıklar sahibi” ifadesinin, Firavun’un ip ve kazıklarla oyun oynadığı, spor sahaları kurduğu anlamına geldiğini söyler.
Allahü Teâlâ, Âd, Semud ve Firavun’un yeryüzünde çokça bozgunculuk yaptığını, haram kılan şeyleri işlemekten çekinmediklerini ve bu yüzden onlara azap yağdırdığını bildirir. Bu kavimlerden bazıları fırtınalarla, bazıları depremlerle, bazıları da denizlerde boğularak helak olmuştur. “Azap kamçısı yağdırdı” ifadesi, bu azapların şiddetli olduğunu göstermek için kullanılır.